| | * Beyzâde Ramâzan girer girmez her türlü melanetten tövbe ederek namaza başlamış. Onu mescidde gören tanıdıkları kenardan işaret ederek, “Maşallah, ne de güzel namaz kılıyor, ne de güzel yakışıyor, nazar değmesin” gibi güzel kelimelerle taltif ettikçe bu lâflar bizim beyzâdenin kulağına değmekte ve delikanlı içten içe hoşnut olup zevke gelmekte ve içi içine sığamamaktadır. Nihayet bir yerde kendini zapt edemeyip namazı rükûda iken bozar ve kendisini methedenlere seslenir,
- Belki haberiniz yoktur, üstelik şu anda oruçluyum bile!..
* Adamın biri ramazan günü erik yiyormuş. Bunu gören adam:
- Yahu, Müslüman olan böyle oruç yer mi? demiş.
Adam:
- Hayır oruçluyum, cevabını verince adam, avurdunun şişliğini işaret ederek:
- Ağzındaki nedir? diye sormuş.
Adam:
- Eriktir, demiş, iftara kadar yumuşasın diye ağzımda tutuyorum.
* Ramazan hilali görülmeyince oruç tutmanın caiz olmayacağını bilen bir tiryaki, hilali görmemek için evinin pencerelerini kapayıp perdeleri de sımsıkı örter: geceleri mahalle kahvesine giderken de başını önüne eğermiş, nasılsa bir su birikintisi içinde hilalin aksini görünce ürkerek şöyle demiş:
- Hey mübarek! Gözüme mi gireceksin? Anladık işte ramazan başlamış!..
* Aylardan temmuz, günler oldukça sıcak ve uzun. Sabah erkenden başlayıp, gün boyu tırpanla ot biçmiş Tonyalı. Hararetten, dili bir karış dışarıda varmış evine.
Kafaya takmış, orucu bozacak ama, arkadaşı bırakmıyor:
- Orucunu bozma, aha şunun şurasında akşama ne kaldı ki?
Bir punduna getirip bozmuş orucunu Tonyalı. Arkadaşı:
-Ne yaptın? Nasıl bozdun orucu? deyince cevap vermiş:
-Baktım ki, orucu bozmazsam susuzluktan öleceğum. Ölürsem bir daha Allah için oruç tutamayacağum. Dedum, -Ey Rabbum, yaşayup senin için oruç tutayim diye orucumu kestum.
* Üçüncü Selim bir ramazan günü, saltanat kayığıyla Kâğıthane deresinde dolaşırken kişinin köprü başında sofra kurarak demlendikleri gözüne ilişti. Saltanat kayığının görünmesiyle ne yapacaklarını şaşıran adamlar, hemen işret tepesinin üzerine bir örtü örttükten sonra hep birden namaza durdular.
Muziplikten hoşlanan padişah, önlerinden geçerken kayığını yavaşlattı. Eğilecek olursa rakı kadehlerinin, sürahilerin şangırtısını duyacak, belki örtü açılıp her şey meydana çıkacaktı. Bu sebeple dakikalarca ayakta durdular. Hünkâr kıs kıs gülerek yanındakilere:
- Bu namazın hiç rükû, secdesi yok mu? diye sordu.
Yanındakilerden biri:
- Efendim dedi, ne yapsınlar, mazurdurlar. Secde edecek olurlarsa bir daha başlarını kaldıramayacaklarından korkuyorlar.
* Adamın birini oruç yerken yakalanmışlar, İstanbul Kadısının huzuruna çıkarmışlar. O zamanlar oruç yemek büyük suç, cezası da çok ağırmış.
Kadı efendi hışımla bağırmış:
- Zındık herif!.. Niçin oruç yiyorsun?
Adam büyük bir sükunetle cevap vermiş:
- Efendi Hazretleri... Seferiyim, seferi olanlara oruç farz değildir ki!..
* Necip Fazıl'a, "Allah, deveyi iğnenin deliğinden geçirebilir mi?" diye sormuşlar. "Evet geçirir" demiş. Bunun üzerine "deveyi mi küçültür, yoksa iğneyi mi büyültür?" demişler. Necip Fazıl, İlahi kudretin sonsuzluğunu ifade babında, şu cevabı vermiş:
- Ne deveyi küçültür, ne iğneyi büyültür. Gökteki yıldızları senin gözbebeğine sığdırdığı gibi, vızır vızır geçirir.
* Çocuk:
- Babacığım, demiş. Bana bir horoz alsan da, sabahları ötüp beni namaza kaldırsa.
Adam:
- Canım oğul, diye cevap vermiş. Senin içindeki horoz ötmedikten sonra, dışarıdaki horozun fayda vereceğini mi sanıyorsun?
* Nasreddin hocaya sormuşlarki ; "Hocam Ramazan müslümanlardan razımıdır?"
Hoca cevap vermiş;
"Razı olmasaydı her sene ongün öncesinden gelirmiydi"
Selâm ve dua ile.. | |