Şekerci Hanı'nın Şeker İnsanları - Herşeyde biraz 2de1


Herşeyde biraz 2de1 » Genel » Osmanlı Devleti » Şekerci Hanı'nın Şeker İnsanları

Osmanlı Devleti 3 Kıtaya hakim olan ceddimiz osmanlı imparatorluğuna ait olan tüm paylaşımlar buraya..

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink) Alt 09-04-2008, 18:59
.:.:. ѕση σѕмαηı .:.:.
 
KaaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

·«¤°Black Eagle°¤»·
 
Kayıt: 18.06.2007
Yaş: 27
Mesajlar: 4.213
Rep gücü: 27
Rep derecesi: KaaN Rep Yağıyor SankiKaaN Rep Yağıyor SankiKaaN Rep Yağıyor SankiKaaN Rep Yağıyor SankiKaaN Rep Yağıyor SankiKaaN Rep Yağıyor SankiKaaN Rep Yağıyor SankiKaaN Rep Yağıyor SankiKaaN Rep Yağıyor SankiKaaN Rep Yağıyor Sanki

Şekerci Hanı'nın Şeker İnsanları

 
Dursun Gürlek

Ne mutlu o kimselere ki hem aydınlanırlar, hem aydınlatırlar. ..



Dünyanın en güzel en şirin şehirlerinden biri olan “Aziz İstanbul” aynı zamanda mektepler, medreseler, camîler, çeşmeler, hanlar, hamam­lar kentidir. İşte bu hanlardan biri de Fatih Malta Çarşısı'nda arz-ı endam eden meşhur Şekerci Hanı'dır. Adına efsâneler uyduru­lan, fakat kim tarafından ne zaman yaptırıldığı bil­inmeyen yüz odalı Şekerci Hanı, bir zamanlar kültür dünyamızın seçkin şahsiyetlerine ev sahipliği yapmıştır Geçen gün önünden geçerken tarihi duvarlarında yankılanan mâziye ait sesleri kulak­larım duyar gibi oldu, gözlerim yaşla doldu; aman Allah'ım, görmesini bilenler için dünyada ibret tabloları ne kadar boldu.

Âsım Sönmez’in 6 Nisan 1972 tarihli Hayat dergisinin 15. sayısında yayımlanan hâtıralarından öğrendiğimize göre, Şekerci Hanı’nın müdavimlerinden biri de Osman Kemâlî Efendi idi. Âmâlar şeyhi olan bu zâtın, maddî gözleri doğuştan kapalı, iç gözü ise sonuna kadar açıktı. Necip Fâzıl, Cemil Meriç’ten bahsederken “Allah'ın, iç gözü daha iyi görsün diye dış gözünü kapadığı gerçek ve sahici münevver” diyor. İşte, Osman Kemâlî Efendi de gerçek ve sahici münevverdi. Üstelik bu münevverliği kendine münhasır kalmıyor, etrafındakileri de tenvîr ediyordu. Ne mutlu o kimselere ki hem aydınlanırlar, hem aydınlatırlar.

Ali Kemâlî Efendi'nin en belir­gin özelliği Hanedan-ı Ehl-i Beyte duyduğu büyük, çok büyük sevgi ve muhabbetti. O, ehl-i beyt halkının mücessem bir temsil­cisiydi. Başta “Aşk Sızıntıları” ve “İrfan Sızıntıları” olmak üzere diğer bürün kitapları; Hazreti Ali Efendimize O’nun pâk ve nezih duygu ve muhabbetin çarpıcı rablolarıyla doludur. Ali Kemâlî merhum 1901 yılında İstanbul 'a geldi. Bir süre Rami’de bostan bekçiliği ve Bayezid Cami­i'nin avlusunda arzuhalcilik yaptıktan sonra kendisi­ni Erzurum’dan tanıyan Fatih müderrislerinden Hacı Hazmi Efendi’nin ısrarıyla Fatih Camii’nde mesnevî dersleri vermeye başladı. İsmail Hakkı gibi büyük bir âlimin rahle-i tedrisinde bulundu. Ondan da icazet aldı.

Mecelle şârihliğinden mesnevî hocalığına kadar her sahada yoğun bir faaliyet gösteren, ziyaretine gelenleri mutlaka güler yüzle Karşılayan ve onlara Ehl-i Beyt sevgisini aşılayan Ali Kemâlî Efendi, 10 Ocak 1954’te Hakk'a yürüdü. Eyüp Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra, Edirnekapı mezarlığında Rahmet-i Rahman’a tevdî edildi. Kabir taşındaki kitabe şöyledir:



Cismim ruha döndü elhamdülillah

Her şey fenâ bulur, Bâkîdir Allah

Hak’dır, Muhammed'dir, hem Resûlüllah
Ben Âl-i Âbâ’nın Kıtmiyr’i idim.



Eskiden Şehzâde Camii’nin bitişiğinde “Âmâlar Medresesi” vardı. Kanûnî Sultan Süleyman zamanında vakfedilen bu medresede âmâlar ikamet ediyor­lar, yiyecek, giyecek ihtiyaçlarını gideriyorlar, yatıp kalkıyorlardı. Daha sonraki yıllarda, vakıf şart­larına riayet edilmediği için zavallılar oldukça zor durumda kalmışlardı. Ali Kemâlî Efendi, Sultan Abdülhamid Han'a müra­caat etmiş, amaların içinde bulun­duğu perişan hali dile getirmişti. Padişah bir fermanla vakfı yeniden ihya etmiş, Efendi’yi de âmâlar şeyhi olarak görevlendirmişti. Ne yazık ki Talat Paşa’nın içişleri bakanlığı, Mustafa Efendi’nin şeyhülislamlığı zamanında Âmâlar Medresesi lağvedildi.

Ali Kemâlî Efendi diyor ki: “İstanbul'da kendi kendime dolaştığım günlerdi. Rahmi köyünde Ahmet Efendi isminde birisiyle tanıştım. Bu adamın köye yakın bir tarlası vardı. Kendisi oldukça hayırsever bir kimseydi. Yerim yurdum olmadığını öğren­ince beni tarlasındaki kulübesinde misafireten yatırdı. Ben de onun bu iyiliğine karşı boş durmadım. Yirmi dönüme yakın tarlayı baştan başa kirişme ettim. (Toprağı der­ince kazarak altını üstüne getirdim.) İlk zamanlar gündüz­leri çalışıyordum. Fakat oradan gelip geçen halkın; “âmâ adama bakın, tarlada nasıl çalışıyor” diye birbirlerine göstermelerinden ve başıma toplanmalarından usandığımdan geceleri çalışmaya başladım. Gündüzleri de kulübede istirahat ediyordum.

Nihayet felek onu da çok gördü. Oradan da ayrıldım.

Şehzâdebaşı'nda âmâlara mahsus imaret vardı, oraya gittim. Orada padişahın iradesi gereği, yüz âmâ bulunuyor, bunlara her gün fodla ve çorba veriliyordu. Bu yüz kişiden geriye kalanlar da mülâzım[1] kaydediliyordu.

Yüz kişiden biri vefat edince mülâzımlardan biri onun yerine alınıyordu. Ben de evvelâ mülâzım olarak yazıldım. Fakat müess­esedeki yolsuzlukları gördükçe duramıyordum. Bir selâmlık resminde padişaha arzettiğim istidâ (dilekçe) üzerine “Mâbeyn” vasıtasıyla saraya dâvet edildim. Ve Sultan Abdülhamid’in huzu­runa çıktım. Âmâların senelerdir nasıl haksızlığa uğradığını ve cedd-i âlileri cennetmekan Sultan Süleyman Han hazretlerinin âmâlara duyduğu şefkatten ve merhametten dolayı kurdurduğu bu büyük tesisin ve vakfın zaman­la ihmale uğrayarak perişan olduğunu ve acınacak bir hale geldiğini anlattım. Verdiğim bu izahtan dolayı memnun olan ve vakfın bu hale gelişinden üzülen padişah, imaretin tamir ve ihyâ edilmesini, benim de âmâlar şeyhliğine tayinimi irade buyurdu.

Şam'da ceza reisi olarak bulun­duğu sıralarda tanıdığım Hayri Bey, ve Selânik'te bulunduğum sıralarda kâtip diye tanıdığım Talat Bey (paşa) Meşrûtiyet'ten sonra biri Şeyhülislâm, diğeri de dahiliye nazırı olmuşlardı. Her ikisiyle de çok sevişirdik. O kadar ki Talat Bey bana “Baba” diye hitap ederdi. Bunların içinde bulundukları hükümet, âmâlara mahsus bir müesseseyi lağvetmeye karar verir. Fakat her ikisi de beni çok sevdiklerinden, bu işi ben burada olmadığım bir sırada yapılmasının uygun olacağı hususunda mutabakata vardıklarından bir bahaneyle beni Erzurum’a gönderdiler. Ve ben oradayken bu büyük ve önemli vakfı lağvettiler.”[2]

İşte bu Osman Kemâlî Efendi o devrin bir nevi kültür akademisi olan Şekerci Han'ına gelir, elinde­ki âsâ ile esnafı selâmlardı. Ayrıca hanın tam karşısında bulunan Darüşşafakalı mûsıkî üstadı Sakallı Kazım Bey'in topluluğuna katılırdı.

Kandilli Rasathanesi’nin kuru­cusu ve müdürü Fatih Hoca da Şekerci Hanı’nın müdavimleri arasında bulunuyordu. Yıllarca medrese tahsili gören; sarığıyla, cübbesiyle dârülfünuna (üniversit­eye) devam eden Fatih Hoca son derece sempatik bir insandı. Ve o zamanlar büyük bir şöhret kazanmıştı. Hava durumundan, yağmurdan kardan hep o sorumlu tutuluyordu.

Ünlü karikatürist Cemal Nadir bir karikatür çizmişti. Yağmurdan sırılsıklam olan bir vatandaş, yumruğunu Kandilli Rasathane­sine doğru sallıyor: “İlahi Fatih Hoca! Allah'ından bul e mi? Hani hava güllük güneşlik olacaktı?'' diye bağırıyordu.

Yine Asım Sönmez'in hatıralarında okuduğumuza göre Fatih Hoca Şekerci Hanı’na devam ettiği sırada bir gün “Bir feza hadisesi olacak” der, aradan bir kaç hafta geçtikten sonra Yıldız Camii’nden çıkarken Sultan Abdülhamid'e bomba atılır. Tabii ki Hoca hemen yakalanır, aylarca tutuklu bırakılır. Neden sonra Malta Çarşısı esnafının şahitliği ve kefaleti sayesinde kurtulur.

Şekerci Hanı'nın mecburi mis­afirlerinden biri de Neyzen Tev­fik.'tir. Neyzen'in içkiyi iyice kaçırdığı bir sırada Mehmet Akif bir tedbir düşünür; -belki ıslah olur diye-­ kendisini adı geçen hanın bir odasına yerleştirir. Neyzen bir ara içkiye tövbe eder, ama aradan çok geçmeden tövbesi­ni bozar, “huylu huyundan vazgeçmez” sözüne uygun olarak tekrar işrete başlar. Akif bu olaya Safahat'ında yer verir ve şu mısraları söyler:



Bir ömürdür içiyorsun, bırak artık şunu der
Derviş Ahmet bu celâletle hemen tövbe eder

Böyle bir tövbe ki, binlikleri çarpar duvara
Tas, çanak, testi perişan ser­ilir tahtalara...



1907 yılının bir kış mevsiminde Van'dan İstanbul'a gelen Bediüzzaman Said Nursî hazretleri de Şekerci Hanı'nın bir odasına yerleşir. Ve kapısına şöyle bir levha asar: “Burada her soruya cevap verilir, her müşkil halledilir, fakat soru sorulmaz!” Bu ilan o zamanlar Şekerci Hanı'na devam eden herkesin dikkatini çeker. İlim adamlarını, medrese mensuplarını büyük bir hayrete düşürür. Bediüzzaman'ı merak edenlerin sayısı gittikçe çoğalmaya başlar. İşte bunlardan biri de, daha sonra­ki yıl1arda Diyanet İşleri Müşavere Kurulu üyeliği yapan Hasan Fehmi Başoğlu'dur. Adı geçen zat olayı şöyle anlatır:

“Ben Meşrutiyet devrinde Fatih medresesinde okurken Bediüzzaman adında bir gencin İstanbul'a gelip bir handa yerleştiğini, hatta odasının kapısına 'Burada her müşkil hal1edilir. Her meseleye cevap ver­ilir. Fakat sual sorulmaz' diye levha astığını işittim. Böyle bir iddia sahibinin ancak mecnun ola­bileceğini düşündüm. Bediüzza­man hazretleri hakkında tevaî edi­legelen sitayişkâr tavsiyeler, cemaatlerle ulema ve talebe gru­plarının kendisini ziyaretlerini ve hayranlıklarını işittikçe, bende de bir ziyaret arzusu uyandı. Ve kat'î karar verdim ki, en güç ve ince mes'elelerden sual1er tertip edip sorayım. Ben de o zamanlar medresenin ileri gelenlerinden sayılıyordum. Nihayet bir gece ilahiyat ilimlerinden bahseden gayet derin ve birkaç kitapta ifade edilebilen bazı mevzular seçerek sual halinde hazırladım. Ertesi gün kendisini ziyarete gittim. Sualleri­mi tevcih ettim. Aldığım cevaplar çok acayip ve harika olmuştu. Sanki o akşam beraber imişiz ve kitaba beraber bakıyormuşuz gibi suallerimin cevaplarını tam olarak verdi. Ben tamamen mutmaîn oldum ve yakînen anladım ki, onun ilmi bizim gibi kesbî değil, vehbîdir.

Sonra bir harita çıkararak Şark'ta darülfünun açılması icabet­tiğini ve bunun ehemmiyetini izah etti. O zaman Şark'ta Hamidiye Alayları vardı. O suretle idare ediliyordu. Şarkın bu şekilde idare tarzının noksaniyetlerini ifade ile maarif, sanat ve fen noktasından Şark'ın uyandırılması lazım geldiğini muknî olarak bize izah ile bu gayesinin tahakkuku için İstanbul’a geldiğini anlattı. Diyor­du ki: “Vicdanın ziyası ulûm-u diniyedir. Aklın nûru fünun-u medeniyedir. ''3

Şekerci Hanı’nın kitabı yazılmalıdır! ..


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bir işe girmek için önce parasız olarak o işe devam eden kimse

[2] Aşk Sızıntıları, Toplayan Baha DOĞRAMACI. İst. 1997 s 18-19
KaaN Çevrimiçi   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
osmanli


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
"Kötü İnsanları Tanıma Senesi" ÇIKTI! sagopakajmer Genel Müzik Konuları 7 21-03-2008 15:55
İnsanları Anlamak KaLpsiz Paylaşmak İstedikleriniz 10 16-10-2007 17:03
Gördüğünüz İnsanLarı HatırLama KaabiLiyetiniz Ne Kadar¿ GiriN öğrenin :) Law Bilmeceler & Zekâ Soruları 58 28-09-2007 03:05
İnsanları kandıracağıma ölürüm daha iyi **Zerd@** Magazin Haberleri 0 19-09-2006 09:09


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:36 .

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768