#1 (permalink)
08-08-2006, 20:33
|
Kendini aşan 2de1'ci
Kayıt: 20.04.2006 Mesajlar: 6.854 Rep gücü: 23 Rep derecesi:  | ...:::TEK KİŞİLİK OYUN :::...  | |  | | | Benimle oyun oynamaya var mısınız? Oyunun tek kuralı : Dürüst ve içten olmak. Herkes birbirine onun hakkında ne düşündüğünü yada hissettiğini söyleyecek. Yeterince basit ve anlaşılır olmasına rağmen bazıları neden itiraz ediyor anlamış değilim. Karşınızdakini ezmeye çalışan bakışlarınız altında dillendirmekten çekindiğiniz düşünceleriniz ruhunuzu eziyor olmalı, ama endişelenmeyin sizin yerinize ben dillendireceğim kendim hakkımdaki düşüncelerinizi, daha fazla incitemezsiniz ki beni…
Bazılarına göre Ayla = Şımarık, her istediği istediği an olan, olmadığı zaman da olana kadar uğraşan, sorumlu bir o kadar da sorunsuz, tıpkı yazı rengi gibi pembe hayalleri olan, arsız bir gülümsenmenin ardında istediklerini alabilecek istemediklerini fırlatabilecek ……………………………………………………………….biri. Boşluğu istediğiniz şekilde doldurunuz diye koydum. Bunlar sadece bakışlarınızın fırlattığı aklınızdan geçen sıfatlardı. Belki de siz haklıydınız…
Dokuz yaşında iradesine sahip olmasını öğrenen bir insanın nasıl şımarık olabileceğini hayal etmeye çalışıyorum, ama ‘ben hastayım,bunu istiyorum’ cümlesinin arkasına sığınmak yerine ‘abimi ihmal ettiğinizin farkında değilsiniz, onunla ilgilenin’ cümlesini kuran biri olarak bunu hayal edemiyorum. Dolaptaki çikolataları yiyemediği için değil yemediği için göz yaşı bile dökmeyen bir çocuğun nasıl da şımarık olabileceğini şimdi düşünün. Hayatın anlamının yaş pasta, iki küp şeker ya da çatlayana kadar yediğiniz yemekler olmadığını ben o yaşlarda öğrendiğim ama haklı olan sizsiniz!. Kısa süreliğine de olsa geçici heveslerde, zevklerde saklı bu hayatın anlamı!!! 22 yaşındayım ve pek de geç kalmış sayılmam sanırım bunu öğrenmek için! Bakalım daha neler öğreneceğiz…
Hiçbir zaman her şeyi isteyecek kadar aç gözlülerden olamadım ne de sahip olamadıklarım için oturup ağlayacak kadar da çocuk. Oysa bazılarınız için elde edilmesi güç olan şeyler sahip olunana kadar tutkudur, sahip olunca da arkanıza dönüp bakılmayacak kadar da değersiz. Üzgünüm ama hiçbir şey benim için bu kadar basit değil. Arkama baktığımda beni utandıran geçici heveslerim de olamadı.
Sorumsuz ve sorunlu olmaktansa sorumlu ve size göre sorunsuz olmayı tercih ederim. İlk önce kendine, sonra ailesine ve çevresindekilere karşı sorumsuz tutum içinde olup bunu davranışlarına yansıtan insanları düşünce süzgecimden geçiriyorum ama anlayamıyorum. Sorunsuz meselesine gelince…. Başkalarının mutsuzluklarından, göz yaşlarından mutluluk duyan o sorunlu ruhlardan değilim. Diğerlerinin acılarını görmekten mutluluk duyan küçük beyinlileri sevemedim.
Pembe olan hayalleri orta katta dedem bana ‘Atatürk kafalı kızım’ diye seslenirken bırakmış olmalıyım ya da kuzenimle defile yaparken.-Dede özledim seni. Bu gece tek istediğim rüyamda seni görmek- Gittikçe düşüncesizleşen, düşüncesizleştikçe yavanlaşan, yavanlaştıkça bir tadımlık biri olup aşk adına mavi bulutların üzerinde yaşanan saçmalıkların bir parçası olmadığım içindi pembe hayallerim değil mi? İnsanlar açken, ölürken ve hastanede acılar içinde yatarken pembe hayallerin baş rolündeki prenses olmak için dua edemem.
Suçum eğer sizi gördüğümde gülümsememse, yapabileceğim bir şey olduğunu sanmıyorum, çünkü gülmek bana yakışıyor… tıpkı size olduğu gibi. -ne demek istediğimi anlayanların hayallerine :]yorum bütün samimiyetimle – Geri dönüşüm kutusu olmayan çöp kutusuna fırlattığım şeyin kalbim olmasını isterdim bana artık insanları sevdiğim ve önemsediğim için acı vermesin diye, ama onu da başaramadım. Onsuz –mış gibi bir hayat yaşamayı istemem.
Dilim şükrederken kalbim de ona eşlik etti annemin ve babamın kim olduğunu bildiğim için, böyle bir aileye Yaradan’ımın beni emanet ettiği için. Yıldızları gören gözlerimin, beni istediğim yere götürecek ayaklarımın, iğnemi yapabildiğim ellerimin ve bir damla kan çıkarabildiğim parmaklarımın varlığı ile mutluyken ve şükrederken ben göz yaşlarımı akıtacak değilim günde dört defa yaptığım iğnem için.
Başınıza gelen kötü olaylar için faturayı bir başkasına keseceğinize ve yanıtını bilemediğimiz ‘Neden ben?’ sorusunu sorup isyan etmektense kendinizi tanımaya çalışın ve dua edin. Kim bilir belki o zaman ruhunuz huzur bulur biraz… sahip olduğunuz değerleri geç olmadan körleşen gözleriniz belki fark eder…
Şimdi söyleyin bana küçük şeyler için hayatı zehir eden ben miyim yoksa zehirli olan düşüncelerinizin kirlettiği kalbiniz mi??
Bana ya sesinizi ya da sessizliğinizi armağan edin…
Oyuna başlamak isteyen var mı??
Önemli not: yazıyı okuyup üzülenler için sevindirici bir haberim var : Unutmayın hala yalnızım!! Hak ettiğim ve beni hak eden biri olunca kolundan tutup - pardon elinden - ilk size getireceğim sırf ilk sevinen siz olun diye…
AYLA….
NOT: Bilenler bilir bi arkadaşımın yazılarını sürekli ekliyorum foruma ve buda o bi tanecik arkadaşımın biricik sırdaşımın son yazılarından birisi sizlerle paylaşmak istedim umarım beğenir ve sizde bi ders çıkarırsınız bu yazıdan | |  | |  | |
| |