| | "Bırakmak istediğim zamanlardı....her şeyi geri de bırakıp çekip gitmek istediğim zamanlar...bir daha asla dönmek istemeyeceğim zamanlar...ama biliyorum...dönecektim...böyle zamanlarda hep gitmek isterdim çünkü...gitmek ve de umutsuzca dönmek geri...umutsuzca sevmek seni, gitmelerimin hiç bitmediği bu şehirde...şehri arkanda bırakırken seni bırakamamak...
Şimdi ben neredeyim...bilmiyorum...bu dünyanın bir kıraathane olduğunu düşünüyorum bazen..."Kayıp Ruhlar Kıraathanesi..."isimlerin değişip yüzlerin asla değişmediği bir kıraathane...kapısından giren insanların o kapıdan tekrar çıkarken sadece benliklerinin değiştiğini görmemizi sağlayan bir kıraathane...bize hep aynı acıyı yaşatıp,bizi hep aynı acıda bırakan bir kıraathane...kapısından girerken hasret kokuyor insan,çıkarken biraz yağmur;biraz da toprak kokusu...oysa sigara vardı,şarap vardı...hepsi tenimizde tutsak kaldı... Sonra sen vardın...herkes kadar acı,herkes kadar hasret...senin kadar da aşk...sonra sen vardın yağmurun dindiği,toprak kokusunun sindiği zamanlarda...tutsak aşklar için bir kez daha dedi şair;
"bir kez daha gir o kapıdan,
bir kez daha sil benliğini,
unut dedi herkesi hatta onu bile
bırak düşleri kırık bir başka hayat kalsın gerinde...
buna alış...
aşk kadar alış...
kırmızı şarabın mahremiyeti,
dumanı pek sigaranın açlığı kadar alış...
bırak bir rüya kadar kısa hayat sürsün sensizliğin geride...
sensiz yaşamaya alış...
hatta onsuzluğa bile -"
dedi şair...
sonra girip içeri kapıdan,önce gölgesini öldürdü bilardo masasının ışığında...sonra kalbinden yaptığı ıstakasıyla, geçmişini dağıttı vurduğu her topla... dışarı çıktı yeniden yabancı bir bakışla...ve ben - ki bu cümleleri buraya dökenim aynı zamanda...- ellerimden bırakıp sırtladığım hayatımın halatlarını,uzandım büyük bir sessizlikle kıraathanenin kapısına...ilk duyduğum ses yarındı...ilk gördüğüm ölüm dün...acıydı zordu da biraz...birden tenim dokundu şaraba,gözlerimden kaçtı sigaramın dumanları...geriye şair kadar donuk bakışlar kaldı... Neydim artık,bir o kadar da kim? dünüm,geçmişim,bana ait olduğunu düşündüğüm her şeyim benim değildi sanki...geceleri hüzün açan çiçekleri yoktu yanı başımda;her açtıklarında kokularıyla sarhoş olduğum...gündüzleri bir o kadar yabancı...Kayıp Ruhlar Kıraathanesi'nin kaldırım yanı uyuyan bir cambazıydım artık...ipi olmayan,dengesini bulamayan bir cambaz..."canbaz" belki de...canı az...kendimi kumsala atmak istedim ardından...ayaklarımla dokundum hiç dokunmamışçasına suların serinliklerine...ısladım,ürperdim ,boğulduğumu sandım hayatımda... ilk kez tuzlu kaldı yaşamımın bir yarısı...yaramın tamamı yani...tuzlu kaldı...
evimi aradım sonra...yoktu...sokaklar ıslaktı,gökyüzü kumsaldı,yıldızlar dalgalı...daha tutamadan saçlarını dağıttı, o köşe başındaki öpüştüğümüz kaldırımın ardından gelen rüzgar... çok küfrettim sonra çok ağıt yaktım...sigaram yoktu,şarabımda...yalnızdım...öylece sessiz kaldım... ıslandım,ürperdim,çok ağladım sonra...sonra ilk gördüğüm telefon kulübesine koştum...birkaç bozukluk diledim ellerimden...aklımdaki bütün numaralara telefon açtım...çok çaldı...
açan ise kimseydi...kimseydim...avuçlarımda kanarken gördüğüm hayatların yok olduğunu hissetmek acıydı...bir o kadar da yorgun,mahcup,ihtiyar... Ne beklemek vardı şimdi,ne de ümit etmek...
kayıptım...hiçbir yüreğin arananlar listesinde,hiçbir aşkın yanında yazılı değildi adım...gitmeliydim...gitmek istediğim zamanlarca gitmek...gitmek..."gitme"(k)... durmamalıydım. elbet beni tanıyan biri çıkacaktı hayattan... hayattan bu yaşamdan elbet biri olmalıydı...tanımalıydı beni...ilk sefer ki gibi,kaybettiği zamanlarda ağlayıp bulduğunda duraksız sarılması gibi tanımalıydı elbet biri beni...beni tanımalıydı..."beni tanımalıydı"(n)... sahile koştum hemen...istem dışı koştum sahile...bir şey olmalıydı elbet...sabahı beklemeliydim...ardından geceyi...güneşin batışından itibaren beklemeliydim seni..."gelme"(liydin)... gözlerimi açtığımda eflatundu gökyüzü...güneş batıyordu...çıplak ayaklarımla yürüyordum kumda...izlerim yoktu...denizi kokladım sonra...dalgalar çekiliyordu ayaklarımdan...martı şarkıları,dalgaların ağlayışlarıyla yürüyordum kumda...geri de hiçbir şey kalmamıştı...hatta ben bile...gelmeliydin...beklemeliydim seni...durdum...kapattım gözlerimi...sessizliği dinledim...belki de hiç gitmemeliydim..."gitme"(meliydim)... sonra belirdin sen...
gözlerimi açtım evimin kapısında...karşımdaydın...çıplaktı ayaklarım...batan güneşin o son parıldaması vurmuştu yüzüne...içeride efkar şarkıları dışarıda top oynayan çocukların sesleri... sonra sen vardın...kapının önünde duran beni içeri çekmeye çalışan gözlerin vardı..."gitme"(me)"liydim" diye düşündüm bir an... derken sesinin çınlayışı vardı.kulaklarımda... "gitme benimle kal...birlikte uyuruz...yoksa yaşam korkutur beni...gitme...sensin _kayıptır bu yürek_ne yolunu bilir ne yola gider...sadece bekler gelmeni...kapıyı açmanı...içeri girmeni...bana ekmek kızartmanı...gitme...sonsuzluğu yaşayalım seninle...uyan artık o uzaklardan...SENİ KAYBETMEK İSTEMİYORUM,SEN DE KENDİNİ KAYBETME SAKIN!..gitme..."
göz yaşlarımı tutamadım o an,hızlıca vurup kapıyı ardımdan... çekip gitmek desem değil,daha hafiflemedi bu yürek... bir ruh bıraktım ki o anda,senin ruhun içinde bulunuşu sonsuzca sürecek..."gitme"(me)"liydim" çünkü...
gitmemeliydim...gitmedim... kayıp ruhlar kıraathanesinden ardımda koca bir boşluk bırakarak sarıldım ruhuma...
çünkü ruhum sendin... | |