Ayrılık Acısı mı? Güldürme Beni!
--------------------------------------------------------------------------------
Burnuma sokağın alışıldık kokusuyla birlikte yağmurunki de doluyor. İçime çekiyorum ama beklediğimi bulamamanın verdiği bir yüz ifadesiyle lanet okuyarak yoluma devam ediyorum. Etraf fazlasıyla karanlık. Karşıda bir evden gece lambasının titrek ışığı falan da süzülmüyor. Birden duruyorum, öylece, sokağın ortasında, yağmurun içime işlediğini o an fark ediyorum. Gözüm dalıyor, gülümseyecek gibi oluyorum, yapamıyorum. Kilitlenmiş gibiyim adeta. Sanki demir atıyor omzumdan bir miço o karanlık sulara. Bir an düşündüğüm gerçek olabilir mi diyerek omzuma yöneliyorum, ama olmuyor. İçimden bir ses “Yürü!” diyor. ”Hareket et!”… Ama hayır gidemem. Olmuyor işte görmüyor musun?.. Ve tam o an içimde bir kapı açıldığını hissediyorum; ”Sen gidemezsen ben giderim!” dercesine, öylesine gerçek ki bir gıcırtı duyduğuma yemin edebilirim. İçimdeki yoğunluk da uçup gidiyor sanki kapının açılmasıyla beraber.
Bacaklarımdan aşağı oluk oluk bir şeylerin süzüldüğünü hissediyorum. Yalnızca tenimde hissettiğim rüzgarı artık tam anlamıyla içimde hissediyorum. Yağmur, çamur, toz, toprak ne varsa hepsi o kapıdan içeri doluşuyor. Benden gidenlerle çarpışıyorlar, savruluşlarından anlıyorum bunu. Kaybolan yoğunluk yavaş yavaş geri dönüyor. Kırmızı sıvım ağırlaşıyor, koyulaşıyor. Taşıyamıyorum. Gözlerim ardına kadar açılmış da olsa içeri tek bir ışık huzmesi bile girmeyi başaramıyor. Çarpıp geri dönüşlerini, sinirli mırıldanışlarını duyuyorum. Artık denemiyorlar bile. Uzaklaştıklarını hissediyorum. Durun, hayır! Burada böylece bırakamazsınız beni! En son “Sen de pek misafirperver sayılmazsın ama!” sitemleri kulağıma geliyor. Artık derdimi anlatacak gücüm yok! Gitsinler, umurumda değil hiç bir şey! Tek istediğim şu kapının biran önce kapanması.
Onu görüyorum ama içime uzanıp itekleyemiyorum. Üzerindeki yazıları okumaya çalışıyorum. Hayır, o da olmuyor. Bu dille ilk defa karşılaşıyorum! Her şey imkansız kılığında, hepsi uzaktan gülüyor. Hepsi biliyor. Az kaldı…. Artık pes ediyorum. Yenilgim hissedilmiş olmalı ki bana doğru yaklaşan bir şey daha da hızlanıyor. Bu defa içime dolan simsiyah bir mürekkep adeta. Bu sonuncusu... Görüntüsünün ağırlığına bakılırsa kapanışı yapacak olan ondan başkası olamaz diyorum. Kırmızı sıvım rengini yitiriyor. Yoğunluğun son noktasındayım artık, gözlerimden sonra bu defa içim de kararıyor. Tüm ışık yitti. Kıpırdayamıyorum. Yerimde kalmaya razıyım ama artık kılıfıma da sığamıyorum. Bir bu eksikti! Pekala sen de git! Ve o anda yağmur suyuyla kayganlaşan derimin boynumda iyiden iyiye inceldiğini hissediyorum. Korkunç bir ağrı bu. Bayılacak gibi oluyorum. Tam o sırada küçük bir yırtılma her şeyi hızlandırıyor. Tamamen sıyrılıveriyorum ve derin bir nefes alıyorum. Ellerimle kalan son parçaları da temizliyorum.
İçimdeki yoğunluk hala devam ediyor. Ama artık rahatsız edici değil. Acaba nasıl görünüyorum? Gözlerim-artık kapaklara sahip değiller- bir su birikintisi arıyor. Neyse bununla sonra ilgilenirim, nasıl olsa artık hareket edebiliyorum. Ellerimle kendimi yokluyor, tanımaya çalışıyorum. İnsan gibi olmadığım kesin. Ama önemi yok. Hatta bu iyi, çok iyi. Artık benim için konmuş kurallar yok. Bir sınıfa dahil değilim. Bundan böyle kendi sınırlarımı kendim belirleyebilirim. Hatta buna gerek bile yok. Bu fırsatı iyi değerlendirmeliyim. Ben değil miydim bana sorulmadan konmuş sınırlardan yakınan ve buna rağmen o çizginin yakınına bile uğramamış olan? Artık yoklar, hiçbiri!Az önce onlardan da sıyrıldım ve kurtuldum. O halde şimdi oturup düşünme vakti! (hain bir gülümsemeyle) En son neyi çok isteyip de kurallara takılmıştım?...
alıntı...