Ufak bir tebessüm takılı kalıyor artık dudaklarımın sola eğimlenen kıvrımlarında... Sağ yanıysa zaten hüzne bakan yönde takılı kalmış hep… Adın aklıma düşmeye görsün işte… Yükseliyor labirentlerin duvarları birden… Seni içine alıyor, ismini, gözlerini, saçlarını, ellerini, anılarımı ve diğer her şeyi… Ve o kıvrımları aşıp dilime ulaşamıyor artık senli olan senle başlayan yada senle biten herhangi bir şey. Özledim aslında ama… Sen kestin yollarını kırık camlarla… Gözlerimin ardındaki karanlığa mahkum ettin kendini bende… Şimdi yavaş yavaş birikip orada, kayboluyorlar… Sessiz bir ölüm gibi, katili sen, katledileni katledeni mahvedeni ben…
İstemsiz bir şeydi, öle başladı ilkin, öyle devam etti ve yine öyle bitti… İstemsiz… Her şey o kadar ani, zaman o kadar hızlıydı ki bir göz açıp-kapayışı kadar sürdü en fazla… Sert bir refleks gibi… Ama bence uyanıştı, ben buradayım diyebilme cesareti… Sevmenin yanı başında, o tüm ihtişamıyla duran, sevildiğini bilme parıltısıydı gözlerimdeki… Kısa ömürlü bir yıldız gibi yalnız gökyüzünde… Gözlerimdeki o umarsız ışıltı çoktan öldü aslında, sadece yansımasıydı asılı duran… Unutulmaya yüz tutturulmuş bir alışkanlıkmışçasına yavaş yavaş o da silindi… Bir aşkın asli ölümünden çok sonra fark edilen kayba ağlasan ne olur, ağlamasan ne???
Bir refleksin göz kamaştıran güçlü, metalik ışıltısı gibiydi bu. Gözden çok beyni kör eden… Tek bilinmeyeni kalmış, çözümsüz olduğuna kandığım bir denklemi çözebilme tutkumun binlerce kez kırıldığı her gece, yine de düşünmeden yapamıyorum… Sence neydi? Tüm bu yaşananlar diyorum… Senin bakış açından? Cevapsızlığı hala kemirir rüyalarımı. Daha da kötüsü; hep seninle hiç aynı yerde durmamışlığımızın olduğunu defalarca anlayışım oluyor…
Bazen kayıp okyanusun sıcak akıntısından bir rüya kopup vuruyor kıyılarıma… O kadar çok gerçeğe benzetilmiş ki ayırmak zor oluyor… Bir kuleye en can alıcı perspektifinden bakarken yanımda duruyorsun, içimdesin tamamen… Ve sıkı sıkıya sarılmışsın elime sanki kaybetmek istemiyormuş gibi… Terliyor ellerim ama mümkün değil, milim kaydırmıyorsun… Önümde özlemekten artık yorulduğum deniz kokusu, her bir yanımda-içimde bile-sen… Daha ne isteyebilecektim ki hayattan…
--Hissedebiliyor musun?
--Tarifi zor…
Aynı kayıplıktan mı yoksa daha da kayıp bir okyanusun tüm tabanını çatlata çatlata çıkan soğuk su akıntısının ortasında kalıyorum aniden…Tenim ürperiyor, tüylerim dikenleşiyor ve gözlerimden sızan bir kaç damla yaş denize düşüyor… Bakıyorum, sen gitmişsin çoktan… Deniz iyotsuzca, taze kan kokuyor ve mavi git gide utanıp kızarıyor… Önceleri derinlerdeki bir ölüm yüzeye vuruyor sanıyorum sadece… Tüm telaşım hareketsiz, çığlıklarım sessiz ve ruhum sensiz kalmaktaymış oysa… Anlıyorum uyanınca, fark ediyorum, hayatım kanıyor…
Tüm bu düşle gerçek arası gidip gelmeler esnasınca birikiyorsun gözlerimin ardındaki o dipsiz boşluğa. Keşke adam akıllı ‘Güle Güle!’ diyebilseydim, keşke gitmene engel olabilseydim bitmene olduğum gibi… Keşke bugün böyle keşkelere kör kütük düşmeseydim… Yanmasaydım canım, kalbim acıdı diye canını yakmamak için kendimi tutabilseydim… Hepsinden önemlisi hep gözlerini gülümseyen yanıyla, yıldızları daha ölmeden önce bırakabilseydim hoşça… Bu aşkın hak etmediğin üzüntüsünü boş ver de gülümse şimdi… Bak bir yıldız kanlar içinde yeryüzünde…