| | Yaralısın... Yaralıyım...
Çünkü yaşıyor olmak bazı kalpleri yaralar.Bu hayatı böyle çırılçıplak görmek, hiç korunmadan ona öylece yıllarca maruz kalmak yaralar bazı insanları...
Yara açıktır ve hep içerilere işler.Hayatı senin gibi görmeyenlere anlatsan dinlemezler, dinleseler inanmazlar: Biz öyle görmüyoruz, senin ruhun hasta , derler. Kendin gibi birini bulana kadar hastasındır...
Evet, aşk yoksa hayat hep bir akşamın oluşu gibidir; ömrün anlamsızlığı o kızıl, o düş yorgunu ışıklar gibi vurur yalnızlık penceresine.Kalbindeki yaranın acısı, o yürek yanması daha da büyür.Oysa dışarıda küçümsenir duyguların, alaya alınır gözyaşın.Çünkü kalkınma, güçlenme zamanıdır.Binalar yükselir, çelik kablolar sarar şehri.Yatırımlar büyür. Gelişme hızlanır, uğultular yükselir ve herkes gizlice evinin altına siperler kazar.Duygular, anılar, sayıklamalar, tuhaf rüyalar, her şeyi bırakıp bir eve, bir adaya, uzun bir yola kapanma düşleri gömülür içine telaşlı bir nefretle.
Gömülür ve gömülür en derine insana kendini hatırlatan her şey.
En yakın arkadaşın beyaz adam olur, ben kızılderili kalmaya inat ettikçe. Ailen sömürgeci efendilerin olur, sen siyah olduğunu saklamazsan. Topraklarından, vatanından sürmek ister seni iktidara göz diken iş arkadaşların. Savunursan yaralı kalbini, savunursun gözyaşını...
Şimdi güçlenme zamanı şimdi kalkınma zamanıdır onlara göre; ilerlemek, kendini kanıtlamak ve "adam olmak" için, onlar gibi olmalısındır.
Büyümek denir adına, benliğini içeri, çok daha içeri çekersin.Saklarsın yaralı kalbini, gözyaşını içine akıtırsın.Perde üstüne perde çekersin kimsesiz odanın penceresine.Perde üstüne perde çekersin çocuksu düşlerine, aykırılığına, içinden konuşmalarına...
Kapalı kapılar ardında ararsın hakkını. Büyük küçük ödünlere bölersin hayatını. Uzlaşarak, susarak, görmezden gelerek, sıranı bekleyerek ilerlersin. Zehirlene zehirlene, adım adım batarak...
Alternatifin yok, derler, gidecek yerin yok, derler, insanlar unutkan, derler. Aç kalırsın, kapını kimseler çalmaz. İşsiz parasız kalırsan seni gören insanlar yolunu değiştirir, derler. Bozma oyunu, her yer böyle, hem hep birlikte güçleniyoruz, sus ve sıranı bekle, derler; sus...ve sıranı bekle...
Büyümek derler adına, kuşlardan, mevsimlerden, deniz kıyılarında özgürlükten, şiirlerden, düşlerden, sokaklardan bile korkuturlar insanı. Duygusallık kesin sonuçlar vermez, bize kesin sonuçlar gereklidir, derler. Somut, nesnel, elle tutulur olmalıdır herşey...Sonra hayatın üstüne perde üstüne perde çekilir. Bayağılık örter herşeyin üzerini.Bir boğuntu ve kasvet örter...
Büyümek derler adına, pahalı oyuncaklarla değiş tokuş edilir heyecanlar, öfkeler, karşı çıkışlar, serserilik düşleri... Benlik içeri çekilince ve üzeri boşluklarla örtülünce büyük bir yorgunluk ve korku başlar...Korkular ve yorgunluklarla değiş tokuş edilir çılgın bir aşk, alıp başını bilmediğin yollara düşmek, kazandıklarını tek bir jest için bir anda kaybetmeyi göze almak...
Binalar yükselir, banka hesapları büyür, gelişme hızlanır, iktidarlar güçlenir ama insanlar umutsuzluktan delirmiş define avcıları gibi birbirlerinin gövdesinde, kaybolmuş aşklarını ararlar...
Büyümek derler adına, kimse kimsenin gözlerinin içine bir daha korkusuzca, saf bir su gibi bakamaz...
Aşk, aslında çok özel birinin gelip yarana dokunmasıdır...
O zaman yaranı örten, seni boğan o büyük boşluk aralanır. İşte o zaman korkuların biter, utanç diner. Anlarsın ki, o boşluk sana ait değildir. Aslına dönersin, ilk haline, yaralı haline... Yara iyileşir mi peki ? Hayır, ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir ilaç bu yarayı iyileştiremez. Bu yara, yaşamaktandır çünkü, yaşamanın ta kendisidir...
Ama aşkı yaşayan insanlar bu yüzden çok gururludur. Bunca acıya rağmen yaşayabildikleri, bu acıya dayanıp ayakta kalabildikleri için gururludurlar.Çünkü bu yara asla boşluk ve korkular gibi değildir; senindir, sana aittir, varoluşundur, sahicidir...
Bu yaraya dokunduktan, bu yarayı hatırlattıktan sonra uzaklaşan sevgiye o yüzden derin bir öfke duyulur. Çünkü yaralı insana kendisiyle buluştuktan sonra yeniden boşluğa düşmesi ölümden bile korkunç gelir. Çünkü korkusuzca soluk alan yaranın üzerini, yine ve büyük bir hızla o eski boşluk örtmeye başlar. Bayağılıklar, unutkanlıklar, korkular, ertelenen düşler, uzlaşmalar, hırslar, basit hesaplar örter...
Aşktan uzak kalınca yaşanan, o büyük üşümek bundandır işte. Ayakta kalman, ilerlemen, kendini kanıtlaman ve büyümen için seni hep bu boşluğa çağırırlar...
Büyümek dedikleri aslında hep bu korkunç boşlukta hep üşümektir, hep üşümektir... Hep üşümek... Hep üşümek | |