Şeker Hastalığı ( Diyabet ) - Herşeyde biraz 2de1


Herşeyde biraz 2de1 » Yaşama Dair » Sağlık » Şeker Hastalığı ( Diyabet )

Sağlık Hastalıklar ve şifaları yaşadığımız sağlık sorunlarımızı burada paylaşalım!

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink) Alt 27-10-2006, 22:10
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.889
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Exclamation Şeker Hastalığı ( Diyabet )

 
Hazırlayan:Prof. Dr. Şükrü Hatun, Kocaeli Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı


Diyabet nedir? Nasıl meydana gelir?
Diyabet, başta karbonhidratlar olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan şekerinin sürekli yüksek olması ile gösterir. Diyabet hastalarındaki temel metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glükozun (şekerin) hücrelerin içine girememesidir. Normal koşullarda besinlerden elde edilen veya karaciğerdeki depolardan kana salınan glükoz pankreas tarafından salgılanan İNSÜLİN hormonunun yardımıyla hücre içine girer ve orada yakılarak enerjiye dönüşür. Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin verilen kapılar vardır. Bu kapılar normalde kilitlidirler ve uygun anahtar varlığında açılırlar. Diyabet, hücrelerin üzerindeki glükoz kapısının açılamaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin (hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.

Kaç tip diyabet vardır? Diyabet sıklığı ne kadardır?
Nedenlerine göre bir çok diyabet tipi olmakla birlikte diyabet vakalarının çok büyük bir kısmını Tip 1 ve Tip 2 diyabet vakaları oluşturmaktadır.

Tip 1 Diyabet
Daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülür. Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün bir süreç (vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerini tanıyamaması) sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir. Mutlak veya görece bir insülin yetersizliği olduğundan hastalar ömür boyu insülin hormonunu dışarıdan (enjeksiyon yoluyla) almak zorundadırlar. Bu nedenle Tip 1 diyabet İnsüline Bağımlı Diyabet (Insulin Dependent Diabetes Mellitus=IDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak toplumdaki diyabet vakalarının %10’unu Tip 1 Diyabet vakaları oluşturmaktadır. Çocukluk çağında Tip 1 diyabet sıklığı ülkeler (bölgeler) arasında farklılık göstermekte ve her yıl 15 yaş altındaki 100.000 çocuktan 1-42’sinde diyabet gelişmektedir. Tip 1 diyabet genel olarak kuzey ülkelerinde daha sık görülmektedir.

Tip 2 Diyabet
Sıklıkla erişkinlerde ve şişman (obes) kişilerde görülmektedir. Tip 2 diyabetli hastalarda insülin salgılanmasındaki yetersizlikten çok dokulardaki insülin reseptörlerindeki direnç (rezistans) sonucunda glükoz metabolizması bozulmaktadır. Tip 2 diyabetin kuvvetli bir genetik yatkınlık zemininde geliştiği bilinmekle birlikte, genetik mekanizmalar tam olarak aydınlatılamamıştır. Tip 2 diyabetliler hastalıklarının başlangıcında ve sıklıkla çok uzun bir süre insülin ihtiyacı olmaksızın yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu nedenle Tip 2 diyabet İnsüline Bağımlı Olmayan Diyabet (Non-Insulin-Dependent Diabetes Mellitus= NIDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak erişkin nüfusta %4-8 oranında Tip 2 diyabet görülmektedir.

Diyabetin bulguları nelerdir?
Diyabete bağlı klinik bulgular vücuttaki karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasının bozulmasına bağlıdır. İnsülin eksikliği ve/veya insülin direnci nedeniyle hücrelere giremeyen glükoz belli bir serum düzeyini (180mg/dl) aştığında idrarla atılmaya başlar. Böbreklerden atılan glükoz beraberinde sıvı atılımını da arttırır ve sonuçta ÇOK VE SIK İDRAR YAPMA (POLİÜRİ) olur. Vücut, poliüri ile olan sıvı kaybını karşılamak için ÇOK SU İÇİLİR ve bu da POLİDİPSİ olarak isimlendirilir. Organizma, enerji kaynağı olarak glükozu kullanamayınca bir taraftan İŞTAH ARTAR diğer taraftan yedek enerji depoları olan yağlar ve proteinler yıkılmaya başlar ve bunun sonucunda iştah artmasına rağmen KİLO KAYBI olur. Bu klasik bulguların dışında diyabet hastalarında ÇABUK YORULMA, GÖRME BULANIKLIĞI, SIK DERİ ENFEKSİYONU, KADINLARDA VAJİNAL MANTAR ENFEKSİYONU gibi bulgular da görülür.

Diyabet tanısı nasıl konur?
Diyabet tanısı, çeşitli uluslararası kuruluşların (WHO, Amerikan Ulusal Diyabet Veri Gurubu=NDGG) belirlediği ölçütlere göre konmaktadır. Bu ölçütler:

Klasik diyabet bulguları olan bir kişide herhangi bir zamanda ölçülen plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması,

En az 8 saatlik aç (kalori almayan) bir kişide plazma şekerinin 140 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması. Yakın zamanda Amerikan Diyabet Birliği açlık kan kekeri sınırını 126 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olarak belirlemiştir.

Şeker yükleme testinde (OGTT) 2. saatdeki plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması.

Gizli şeker nedir?
Halk arasında gizli şeker olarak isimlendirilen durum, normal glükoz dengesi ile diyabet arasındaki metabolik durumu ifade etmektedir. Normalde açlık plazma şekerinin 110 mg/dl olması gerekmektedir. İşte açlık plazma şekerinin 110 mg/dl'nin üzerinde fakat 140 mg/dl'nin altında (yeni kriterlere göre 126 mg/dl) olması bozuk glükoz toleransı olarak tanımlanmaktadır. Benzer şekilde şeker yükleme testi yapılan kişilerde 2. Saatdeki plazma glükoz düzeyininin 140 mg/dl'nin üzerinde fakat 200 mg/dl'nin altında olması da bozuk glükoz toleransı olarak isimlendirilmektedir. Bu durumdaki kişilerin gün boyu kan şekerleri normaldir ve diyabetin klasik bulguları görülmez. Bununla birlikte bu kişiler Tip 2 diyabet için en riskli grupta olduklarından yaşam biçimlerini yeniden düzenlemeleri gereklidir.
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink) Alt 27-10-2006, 22:11
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.889
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Şeker Hastalığı ve Göz


Hazırlayan: Dr. Ahmet Karakurt
Ankara Numune Hastanesi Göz Kliniği

Şeker hastalığı görmeyi bozabilir
Şeker hastalarının vücudu, şekeri uygun şekilde kullanamaz ve depolayamaz. Yüksek kan-şeker seviyeleri gözün arkasında bulunan ve görmeyi gerçekleştiren sinir tabakasındaki kan damarlarını hasara uğratabilir. Gözün sinir tabakasında meydana gelen bu tip hasara diabetik retinopati denir.

Diabetik retinopati tipleri
İki tip diabetik retinopati vardır: Proliferatif olmayan ve proliferatif olan diabetik retinopati.

Proliferatif olmayan diabetik retinopati, diabetik retinopatinin erken bir dönemini gösterir ve başlangıç retinopati olarak da bilinir. Bu evrede gözün sinir tabakasındaki küçük kan damarlarından kan veya sıvı sızıntısı meydana gelir. Sızan sıvı, sinir tabakasının şişmesine ve eksuda ismi verilen depozitlerin oluşmasına yol açar.
Pekçok şeker hastasında genellikle görmeyi etkilemeyen hafif başlangıç diabetik retinopati bulunur. Görme azalması varsa genellikle maküla ödemi ve/veya maküla iskemisine bağlıdır.

Maküla ödemi, gözün keskin görme bölgesi olup sarı leke diye bilinen ve sinir tabakasının merkezinde bulunan maküla isimli küçük bölgenin şişmesi veya kalınlaşmasıdır. Şişme, sinir tabakasının kan damarlarının sızıntı yapması sonucu olur. Bu durum şeker hastalarındaki görme kaybının en sık sebebidir. Görme kaybı hafif veya ağır olabilir, fakat en ağır olgularda bile çevresel görme işlevini sürdürür.

Makula iskemisi, küçük kan damarları tıkandığında meydana gelir. Maküla, normal çalışmasını sürdürecek ölçüde kanla beslenemediği için görme bulanıklaşır.
Göz siniri veya sinir tabakası (retina ) üzerinde anormal yeni damarlar oluşmaya başladığında (neovaskülarizasyon) proliferatif diabetik retinopati adını alır. Proliferatif diabetik retinopatinin ana sebebi çok sayıda retina kan damarının tıkanması ve retinanın yeterince beslenememesidir. Bu duruma, retina, yeni damar oluşumu ve bunlar aracılığı ile beslenmesini sürdürmek şeklinde cevap verir.

Fakat bu yeni anormal damarlar da normal kan akımını sağlayamazlar. Bazen bunlardan sızıntı ve kanama olur ve bunlara skar dokusu eşlik eder, böylece retinada kırışıklıklar ve dekolman meydana gelir.

Proliferatif diabetik retinopatide görme kaybı daha ağır seyreder, çünki merkezi ve çevresel görme birlikte etkilenir. Bunlara engel olmanın en iyi yolu erken dönemde lazer tedavisidir.
Proliferatif diabetik retinopati aşağıdaki nedenlerle görme kaybına yol açar:

Vitre kanaması: Vitre, gözün içini dolduran jel tarzındaki maddeye denir. Hassas yeni damarlar vitre içine kanama yapabilir. Kanama küçükse, hasta sadece birkaç karanlık ve hareketli nokta görür. Büyük bir kanama görüşü tamamen kapatabilir.
Kanın miktarına göre çekilmesi günler, aylar veya yıllar sürebilir. Yeterli bir zaman içinde kan çekilmezse vitrektomi ameliyatı gerekebilir. Vitre kanaması tek başına kalıcı görme kaybı nedeni değildir. Makula hasara uğramamışsa ameliyattan sonra görme keskinliği eski seviyesine dönebilir.

Traksiyonlu retina dekolmanı: Proliferatif diabetik retinopati oluştuğu zaman neovaskülarizasyona eşlik eden skar dokusu büzüşür ve retinayı çekerek normal pozisyonundan uzaklaştırır. Maküladaki kırışıklık çarpık görmeye neden olur. Maküla ya da retinanın büyük bir kısmı yerinden ayrıştığında daha ağır görme kaybı meydana gelebilir.

Neovasküler glokom: Bazen retinadaki yoğun damar tıkanıklığı iris (gözün renkli kısmı) üzerinde anormal damar oluşumuna yol açar ve göz sıvısının dışa akışı engellenir. Gözdeki basınç artar ve görme sinirini ciddi ölçüde hasara uğratan neovasküler glokom adlı bir göz hastalığı meydana gelir. Erken dönemde yapılan argon lazer fotokoagulasyon neovasküler glokomu önleyecektir. Bazı durumlarda lazer yerine kryo tedavisi de yapılabilir.

Diabetik retinopati nasıl teşhis edilir?
Göz içindeki değişiklikleri tespit etmenin en güzel yolu iyi bir göz muayenesinden geçmektir. Göz doktorunuz, daha siz görsel problemlerin farkına varmadan ciddi bir retinopatiyi tespit edip tedavi edebilir. Göz doktoru damlalarla göz bebeğinizi büyütüp gerekli aletlerle gözünüzün içini değerlendirir.
Doktorunuz diabetik retinopati tespit ederse, tedaviye gerek olup olmadığını değerlendirmek için renkli fotoğraf çekebilir ya da floresein anjiografi (FFA) denilen özel bir ilaçlı film çektirebilir.

Bu testte koldan sarı bir ilaç verilir. Özel bir aletle ilaç gözden geçerken gözdibi fotoğrafları çekilir. Bu test ile şeker hastalığının göze verdiği zararın boyutları anlaşılır ve tedavi konusunda yardımcı olur. Yalnız, verilen ilaç bazen mide bulantısı veya allerji yapabilir. Ayrıca film çekiminden sonraki bir-iki gün içinde hastanın idrarı ve cildi sararabilir, fakat bunlar geçici olup herhangi bir problem oluşturmazlar.

Diabetik retinopati nasıl tedavi edilir?
En iyi tedavi mümkün olduğu sürece retinopati gelişimini önlemektir. Kan şekeri sürekli kontrol altında tutulduğunda uzun süreli görme kaybı riski önemli ölçüde azaltılmış olur. Yüksek kan basıncı veya böbreklerle ilgili sorun varsa bunların da tedavisi gerekir.
Argon lazer tedavisi: Makula ödemi, proliferatif diabetik retinopatisi ve neovasküler glokomu olan kişilere lazer tedavisi önerilir.
Maküla ödemi için, sıvı sızıntısını azaltmak amacıyla lazer, maküla yakınındaki hasarlı retinaya odaklanır. Tedavinin asıl amacı daha fazla görme kaybını engellemektir. Maküla ödemine bağlı görme kaybının geri dönüşü pek olağan değildir, fakat az sayıda hastada artış olabilir. Tedavi sonrası bazı hastalar görme alanında lazer spotlarını görebilirler. Bu spotlar zamanla soluklaşır, fakat kaybolmayabilir.

Proliferatif diabetik retinopatide lazer maküla dışındaki tüm retinaya uygulanır. Buna panretinal fotokoagulasyon denir. Böylece anormal damarlar büzüşür ve yeniden büyümeleri engellenmiş olur. Aynı zamanda vitre kanaması ve retinada büzüşme şansı azalır.
Bazen çok sayıda lazer tedavisi gerekebilir. Lazer tedavisinde amaç mevcut görmenin devam etmesine yardımcı olmakla birlikte diabetik retinopatiyi tamamen iyileştirmez ve her zaman için de görme kaybı sürecini durduramayabilir.

Argon lazerle tedavi için hasta normal muayene koltuğuna oturtulur. Hastanın uyutulması ya da iğne yapılmasına gerek yoktur. Sadece birkaç göz damlası uygulanabilir. Tedavi birkaç seansta yapılır ve herbir seans 10-15 dakika kadar sürer. Büyük ölçüde hastalarda kötüye gidiş engellenir. Görme alanı daralması veya hafif görme azalması dışında ciddi bir yan etkisi yoktur.

Vitrektomi
İleri proliferatif diabetik retinopatide vitrektomi gerekebilir. Bu bir mikrocerrahi girişimdir ve ameliyathane şartlarında yapılır. Cerrahi esnasında kanla dolu vitre alınır ve berrak bir solusyonla değiştirilir. Vitrektomiyi planlamadan önce göz hekimi kanın kendiliğinden temizlenip temizlenemeyeceğini görmek için birkaç ay bekler.
Vitrektomi, anormal damarların alınması nedeniyle sonraki kanamaları da önler. Retina yerinden ayrılmış, yani dekole olmuş ise vitrektomi cerrahisi esnasında onarılabilir. Bu durumda cerrahinin erken yapılması gerekir, çünkü maküladaki çarpıklık veya traksiyonel retina dekolmanı kalıcı görme kaybına neden olabilir. Maküla ne kadar uzun süre kırışık veya yerinden ayrı durursa görme kaybı o denli fazla olur.

Görme kaybı önemli ölçüde engellenebilir
Şeker hastalığınız varsa bilmelisiniz ki günümüzde ileri tanı ve tedavi yöntemleriyle retinopati gelişen hastaların ancak az bir kısmında ciddi görme problemleri meydana gelmektedir. Görme kaybını önlemenin en iyi yolu diabetik retinopatinin erken tespitidir.
Siz de kan şekerini düzenli kontrol ettirip düzenli göz muayenelerinden geçtiginiz takdirde görme kaybı riskinizi önemli ölçüde azaltırsınız.

Hangi aralıklarla muayene olmalı ?
Şeker hastalarının en az yılda iki defa gözleri genişletilerek muayeneleri yapılmalıdır. Diabetik retinopati tanısı konduğu zaman daha sık göz muayeneleri gerekebilir.
Gebelik esnasında retinopati hızlı ilerleme gösterebileceği için diabetli gebelerin gebeliğin ilk üç ayı içinde bir göz muayenesinden geçmeleri şarttır.
Gözlük muayenesi olacaksanız kan şekerinizin en az beş-on gün kontrol altında olması gerekir. Kan şekeri yüksekken verilen gözlükler kan şekeri normale döndüğünde uygun olmayabilir.

Retinopati olmasa bile kan şekerindeki hızlı değişiklikler her iki gözün görmesinde oynamalar meydana getirebilir. Eğer şeker hastalığı veya hipertansiyona ek olarak aşağıdaki problemler varsa hemen göz muayenesine müracaat etmelisiniz:
· Bir gözü etkileyen görme kaybı;
· Birkaç günden uzun süren görme değişiklikleri;
· Kan şekeriyle değişmeyen görme değişiklikleri.
İlk olarak şeker hastalığı tanısı konduğunda 30 yaşında ya da daha genç iseniz tanı konduktan sonraki beş yıl içinde veya 30 yaşın üzerindeyseniz birkaç ay içinde ilk muayenenizi olunuz ve göz dibi incelemelerinizi yaptırınız.
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink) Alt 27-10-2006, 22:15
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.889
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Diabet ve Hipoglisemi

Hazırlayan: Dr. Başol Canbakan
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı


Hipoglisemi
Kan şekerinin düşüklüğü ve buna bağlı olarak terleme, çarpıntı, baş dönmesi, bulanık görme, konsantrasyon güçlüğü ve koma gibi belirtilerin açığa çıkmasıdır.

Diabetin yaşamı tehdit eden olumsuz bir sonucudur. Acil tedavisi gerekir. Özellikle uzun sürdüğünde veya çok sık olduğunda beyinde kalıcı hasar bırakabilir.

Nedenleri
Özellikle insülin tedavisi alan hastalarda sık görülen bir olumsuz sonuçtur. Ağızdan ilaç kullanan hastalarda da görülebilir.Uygulanan tedavi ile hastanın gıda alımı ve/veya egzersiz programı arasında bir uyumsuzluğu gösterir. Hastanın tedaviye uyumuna rağmen hipoglisemi oluyorsa tedavinin yeniden düzenlenmesi gerekir. Bunun yanısıra gıda alımının yetersiz oluşu veya gecikmesinde, uzun süreli ve programsız egzersiz yapıldığında gözlenir. Alkol ve bazı ilaçlar da hipoglisemiye yol açabilir. Enfeksiyon hastalığı döneminde artmış insülin gereksiniminin iyileşme döneminde azalmasına rağmen insülin dozunda yeni düzenlemenin yapılmamış olması da bir diğer sebeptir.

Tedavisi
Hipogliseminin önlenmesi için diabet hastasının tedavisine ve yaşam biçimine çok dikkat etmesi ve hipoglisemi hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Tedavinin amacı hipoglisemiye ait belirtilerin düzeltilmesi, beyin hasarına izin verilmemesi ve hipogliseminin tekrarının önlenmesidir.

Hasta ve çevresindekiler hipoglisemiyi iyi değerlendirebilmeli, gıda alımının zamanlamasına ve miktarına, egzersiz öncesinde gıda alımına dikkat etmelidirler.

Hipoglisemiden kuşkulanıldığında hastanın bilinci açık ve ağızdan beslenebilir durumdaysa 2 – 3 adet suda eritilmiş kesme şeker, 1 – 2 tatlı kaşığı toz şeker veya meyve suyu verilmelidir. Bu uygulama yaklaşık 2 saatlik bir düzelme sağlar. Bu süre içinde hastanın ara öğün ve esas yemek yemesi sağlanmalıdır.Aksi takdirde hipoglisemi tekrarlar.

Ciddi hipoglisemide hastanın bilinci bulanıktır ve ağız yolu ile beslenemez. Derhal acil müdahale yapılabilecek bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Bu durumda sıklıkla damar yolu ile glukoz tedavisi uygulanır. Ayrıca daha az uygulanan bir tedavi yöntemi olmakla birlikte kan şekerini yükseltici bir hormon olan glukagon da ( damar yolu ile veya kas içine ) uygulanabilir.

Öneriler

* Her zaman yanınızda şeker bulundurun!
* Üzerinizde şeker hastası olduğunuzu belirten ve acil durumda ulaşılmasını istediğiniz telefon numaralarının kayıtlı olduğu özel bir belge bulundurun!
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink) Alt 27-10-2006, 22:16
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.889
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Şeker Hastalığı ve Yolculuk

Hazırlayan: Dr. Necdet Tamamoğulları



Şeker hastaları yolculuk yapabilir mi?
Şeker hastalığı yolculuk yapmayı engelleyen bir hastalık değildir. Yolculuk yapan ya da otomobil kullanan bir diyabetli için en önemli tehlike HİPOGLİSEMİ yani kan şekerinin normal düzeyinin altına düşmesidir. Özellikle otomobil kullanmak “ağır işler” grubunda değerlendirilmektedir. Otomobil kullanan kişi saatte ortalama 250-300 kalorilik enerji harcar. Bu yüzden yola çıkmadan önce bazı noktalara dikkat etmek gereklidir.

Şeker hastalarının yolculuk hazırlıkları
Uzun yola çıkmadan önce kan şeker düzeyine bakılmalı ve genel bir doktor kontrolünden geçilmelidir.
Herhangi bir acil durumda tıbbi yardımın nerelerden alınabileceği öğrenilmelidir.
Kişinin şeker hastası olduğunu belirten bir kimlik kartı, kolye ya da bilezik taşınmalıdır. Diyabet kimlik kartında hastayı izleyen doktorun ismi, acil bir durumda hemen ulaşılabilecek bir telefon numarası, son kullanılan ilaçlar ve dozları yer almalıdır.
Tüm şeker hastalarının yanlarında şeker ya da çok hızlı emilen şekerli besinler (hazır meyve suyu gibi) ile çantada yedek ilaç (haplar ve insülin) ve enjektör bulundurmaları gerekir.
Herhangi bir yaralanma olasılığına karşı steril pansuman gereçleri ve dezenfektan bir madde bulundurulmalıdır.

Yolculuk Sırasında
Yolculuk sırasında insülin şişelerinin aşırı soğuk ya da sıcaklarda kalmamasına dikkat edilmelidir.
Uzun yolculuklarda, özellikle insülin kullanan hastaların, genellikle sabah alınan insülin dozunu azaltmaları; sık ve düzenli aralıklarla (örneğin 2-3 saatte bir) hafif bir şeyler atıştırmaları gerekir. Ancak, yemekler mola verilerek yenmelidir. Düzenli ve yeterli beslenme, sık sık su içme, düzenli molalar gibi noktalara dikkat edilmelidir.
Eğer olanak varsa, cepte taşınabilen bir kan şekeri ölçüm aleti ile, sürücü ara ara kan şekerini kontrol etmelidir.
Ne olursa olsun, gece otomobil kullanılmamalı ve alkollü içki alınmamalıdır. Alkolün yaklaşık 3-6 saat içinde kan şekerini düşürme eğilimi gösterdiği, bu durumun aşırı açlık durumuna ve kan şekeri düzeyinin düşmesine yol açabileceği unutulmamalıdır.
Yolculuk normalde yapılan tedavide bir aksamaya yol açmamalı, bunun için gerekli önlemler alınmalıdır.
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink) Alt 27-10-2006, 22:17
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.889
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Şeker Hastalarında Ayak Bakımı

Hazırlayan: Dr. Hakan Yaman

Temizlik ve Bakım

Hekiminiz düzenli olarak ayaklarınızı kontrol etsin!

Sizde ayaklarınızı her gün kontrol edin! Her gün ayağınızda olabilecek kesik, çizik ve kabarcıkları inceleyin. Ayağınızın her yerine bakın, parmak aralarını da gözden geçirin.

Ayaklarınızı temiz tutun! Her gün ayaklarınızı sabunlu su ile yıkayın. Ayaklarınızı iyice kurulayın ve nemlendirici krem sürün. Parmaklarınızın arasına fazla nemlendirici sürmeyin.

Ayakkabılar

Uygun çorap ve ayakkabı giyin. Dar olan ve ayağınızı sıkan ayakkabılardan kaçının. Kalın pamuklu çorap ve ayak parmaklarınıza geniş yer sunan içi yumuşak olan ayakkabıları seçin.

Asla yalın ayak yürümeyin!

Terli ayaklar şeker hastalarında sık görülür! Ayaklarınız çok terliyorsa, günaşırı değişik ayakkabılar giyin. Ayakkabılarınız böylece kurur. Her zaman ter emici çorap giyin. Buna karşın ayaklarınız hala aşırı terliyor ve nemliyse, hekiminize başvurun.

Yara ve Nasırlar

Kesikleri, çizikleri ve kabarcıkları tedavi edin. Yaralar iyileşmezse hekime başvurun! Ayağınızda kesik, çizik ve kabarcık oluşacak olursa, o bölgeyi sabunlu su ile yıkayın. Kabarcıkları patlatmayın ve üzerine antibiyotikli krem sürün. Yara iyileşmezse hekime başvurun.

Nasırlarınızı tedavi ettirin! Birçok şeker hastasında ayağın kemiksi bölgelerinde deri kalınlaşır ve nasırlar gelişir. Asla bu deri kalınlaşmalarını ve nasırları jilet ve başka keskin araçlarla kesmeyin. Bunun için hekiminize başvurun.

Ayaklarınızı aşırı sıcak su ya da soba ile ısıtmaya çalışmayın! Şeker hastalığı duyu sinirlerini zedeleyebileceği için ayağınızın yandığını ve zarar gördüğünü hisssetmeyebilirsiniz.

Tırnaklar

Tırnaklarınızı doğru kesin! Ayak tırnaklarınızı düz kesin. Tırnağınızın batmaması için yuvarlak kesmekten kaçının.

Diğer hastalıkların ayaklara etkisi

Dolaşımınızı iyileştirmek için çaba gösterin! Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol düzeyi ve sigara ayaklarınızın sağlığını tehdit eder. Böyle sorunlarınız varsa hekiminize başvurmaktan çekinmeyin.
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink) Alt 27-10-2006, 22:18
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.889
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Diyabet ve Alkol

Hazırlayan: Prof. Dr. Şükrü Hatun
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı Başkanı

Alkol
Biz diyabetlilerde alkol alımının tamamen yasaklanmasını önermiyoruz. Bununla birlikte, alkolün etki mekanizmasını bilerek, kararında içmek, sarhoş oluncaya kadar içmemek önemlidir. Henüz kanunen alkol alacak yaşta değilseniz, alkol alıp almamanız konusunda son söz her zaman anne-babanızındır. Alkol satın alabileceğiniz yaş sınırı ülkeden ülkeye değişmektedir. Biz diyabet kliniğinde ne herhangi birşeyi yapmanıza izin vermek ne de yasak koymak durumundayız. Biz size sadece etki mekanizmalarını anlatarak özellikle nelerin farkında olmanız gerektiğini söyleyebiliriz.

Karaciğerde tıkanma
Alkol, karaciğerdeki enzimleri alkolün yıkılması ile meşgul ederek karaciğerin yeni glukoz üretimini (glukoneogenezis) etkisiz hale getirmektir. Karaciğer yine de glikojen depolarından glikoz açığa çıkabilir fakat depolar boşaldığında hipoglisemi ortaya çıkacak ve alkol alımından sonra kanda kortizon ve büyüme hormonu konsantrasyonu azalacaktır. Her iki hormonun salınımından 3-4 saat sonra ortaya çıkan kandaki glukoz seviyesinin arttırıcı etkileri bulunmaktadır. Bu durum alkol alımından saatler sonra hipoglisemi riskinin artması riskini açıklamaktadır. Karaciğerin serbest yağ asitleri üretme yeteneği de azalacaktır. Bu biyolojik faktörlerin birlikteliği hipoglisemi riskinin alkol alımından sonra önemli ölçüde artmasına neden olur.

Alkolün karaciğerdeki glukoz üretimini bloke ettiği çok iyi bilinen bir gerçektir. Bu yemek yemeden önce bir kokteyl alınması geleneğini açıklamaktadır. Alkol karaciğeri bloke edecek, kan glukoz seviyesi hafif düşecek ve bu durum iştahın artmasına neden olacaktır.

Diyabet hastalığında kan şekerinin çok düşük düzeylere düşme riski bulunmaktadır. Alkolün bu etkisi vücudunuzdaki alkolün karaciğerde parçalanması için geçen süre kadar devam eder. Karaciğer, kg başına vücut ağırlığına göre, saatte 0.1 gr (1.5 grains) saf alkolü parçalamaktadır. Örneğin vücut ağırlığınız 70 kg (155 pound) ise, bir şişe az alkollü biradaki alkol bir saatte, 4 cl likörde 2 saatte ve bir şişe şarapta 10 saatte parçalanacaktır. Bu nedenle, eğer akşam alkol alırsanız, bütün gece ve kısmen ertesi gün hipoglisemi riskiniz olacaktır.

Diyabette alkollü olmak neden tehlikelidir?
Diyabetiniz varsa, insülininizi zamanında ve doğru dozda almak ve insülin eksikliği yada hipoglisemide kendinizi iyi hissetmediğinizi anlamanız gibi çoğu zamanda berrak düşünebilmeniz gereklidir. Eğer alkollü iseniz alkol aldıktan sonra güvenli olarak araba kullanamassınız. Alkol alımından sonra gelişen ağır hipogliseminin diyabetli gençlerde ölüme yol açtığı görülmüştür.

Yakın zamanda yapılan çalışmalar, alkolün hipoglisemideki rolünün, karaciğerin glıkoz üretim yeteneğinin kısıtlanmasından daha çok hipogliseminin saptanabilirliğinin azalmış olmasıyla ilgili olduğunu göstermektedir.

Yapılan bir çalışmada yetişkin diyabetlilere yemekle birlikte 1 g/kg (34 grains/pound) vücut ağırlığına eş değer alkol (yemekle birlikte aparatif alkol 4 cl votka, ½ şişe şarap ve kahve ile birlikte 4 cl konyak) verilmiştir. Bir yetişkinde bu miktardaki alkolün yıkılması için yaklaşık 10 saat gerekmektedir. Bu yetişkinlerde kandaki alkol yoğunluğu en fazla yaklaşık ‰ 1 (22 mmol/L)'e ulaşmıştır. Ertesi sabah saat 10'a kadar yinelenen kan glukozu değerleri aynı kişilerin aynı miktarlarda maden suyu içtikleri kontrol günündeki ölçümlere yakın değerlerde bulunmuştur. Bu kişilerin hiç birinr hipoglisemi bulguları görülmemesine karşın açlık kan glukozu düzeyleri alkol alımından sonraki sabah yapılan ölçümlerden ortalama 0.7 mmol/L (13 mg/dL) daha düşüktü.

Temel kurallar
Alkol alırken her zaman bir şeyler yiyin. Ertesi günde hipoglisemi risk olacağından yediklerinizin " uzun etkili" karbonhitratlar olması gerektiğini hatırlayın. Şeker içeren alkollü içecekler (likör gibi) başlangıçta kısa bir süre kan glukoz düzeyinin yükselmesine daha sonra hipoglisemi riskinin ortaya çıkmasına neden olur. Bir kadeh biradaki karbonhidrat oranı yaklaşık bir bardak sütteki ile aynıdır.

Diyabetli bir yetişkin eğer aynı zamanda yemek yiyorsa ılımlı miktarlarda alkol alabilir. Yemekle birlikte alınan 1-2 kadeh şarap ya da 6-8 cl (1/5-1/4 sıvı ounce) likör ertesi geceki hipolisemi riskini artırmaz.
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink) Alt 27-10-2006, 22:19
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.889
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Aşırı miktarda alkol aldığınızda ne yapmalısınız?
Yatmadan önce fazladan bir şeyler yiyin. Bu durumda, birkaç saat süre boyunca kan glukozunun yavaş yükselmesini sağlayan patates kızartması (gevreği) yiyebilirsiniz. Yatmadan önceki kan glukoz düzeyi 10 mmol/L (180 mg/dL)' den daha az olmalıdır. Hipoglisemiden kaçınmak için gece yatmadan önceki insülin dozunu 2-4 ünite azaltın. Tek başınıza yatmayın - gece boyunca ciddi hipogliseminizin çıkması durumunda size yardımcı olacak birine ihtiyacınız olacaktır. Eğer eve çok geç gelirseniz anne veya babanızı durumunuzdan haberdar etmeyi ihmal etmeyin.

Her ne kadar utandırıcı olsa da aslında bu sizin yaşam sigortanız olabilir. Ertesi sabah kalkar kalkmaz iyi bir kahvaltı etmeyi ihmal etmeyin. Alkol alınması halinde glukagonun kan glukozu düzeyini artırıcı etkisinin daha zayıf olacağını bilmek önemlidir. Bunun nedeni alkolün, glukaganun karaciğerdeki glukoz üretimini arttırıcı yeteneğini engellemesidir.

Evinizde alkol alabilir misiniz?
Bir çoğumuz "gizli yapılan zevklerin en güzel olduğunu" düşünür. Gençlerin bir köşede gizlice alkol almaları yerine evde ebeveynlerinin gözetimi altında içmeyi denemeleri daha iyidir. Bununla birlikte, yapılan çalışmalar evde alkol alınmasına izin verilmesi durumunda daha fazla çocuğun içkiye başladığını göstermiştir. Bu çalışmalara göre, gençlere alkolü tamamen yasaklayıcı bir tutumun alkolün evde denenmesini öneren yaklaşıma göre daha fazla engelleyici etkisi olduğu düşünülmektedir. Aynı yaklaşım sigara için de geçerlidir. Ebeveynlerin alkolün evde denenmesine izin verip vermemesinin bu çalışmalara etkisi, kendilerinin sigara ve alkol kullanmaları durumuna göre daha fazla olmuştur.

Narkotikler
Narkotikler beyin ve sinir sistemlerini etkileyerek diyabetinizin kontrolünü oldukça zorlaştırır ve yüksek oranda hipoglisemi (yeterince yemek yemediğinizde) ve ünsilini yeterli almadığınızda ya da dozunu atladığınızda ketoasidoz (diyabetik koma) riskini beraberinde getirir. Narkotikler kısa sürede bağımlı yapar ve yardım almaksızın bırakmanız oldukça zordur. Tıbbi açıdan diyabetli birinin herhangi bir narkotiği kullanması hatta denemsi çok yanlış ve risklidir.
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink) Alt 27-10-2006, 22:21
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.889
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Diyabet ve Sigara

Hazırlayan: Prof. Dr. Şükrü Hatun
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı Başkanı

Herkes sigara içmenin sağlığa zararlı olduğunu bilir. Buna rağmen bir çok insan sigara içmektedir. İlginç olanı moral açıdan bu durum bizi çok fazla kaygılandırmamaktadır. Bununla birlikte diyabetli bir çok kişi çevrelerindeki insanların genellikle birer "şeker polisi" gibi davarandıklarını düşünmektedir. Diyabetli bir kişi şeker almak için kuyruğa girdiğinde çevresinde tanıdık biri varsa ona ters bakıp "bunu yapmaması gerektiğini" düşünür. Hatta bir çok kişi bireyin duygularını incitecek tarzda yorumlar yapabilir. Diğer taraftan, sigaranın da şeker yiyen diyabetli birinin karşılaşabileceği sağlık sorunları kadar soruna yol açabileceği gerçeğine karşın, sigara içen ve aynı kuyrukta sigara almak için bekleyen birine kimse bir şey söylemez.

Diyabeti olanların sigara içme sıklığı olmayanlarla aynıdır. Sigara içmek önemli oranda akciğer kanseri, kronik bronşit ve asteriyosklerozis gibi kalp damar hastalıkları riskinde artış anlamı taşımaktadır. Tek başına diyabet arteriyosklerozis, kalp krizi ve inme gibi kalp damar hastalıkları riskini artırmaktadır. Diyabette risk faktörleri birbirini artırıcı niteliktedir. Diyabeti gevşek bir halat üzerinde bir denge unsuru olarak düşünürseniz sigara içmek aynı işi gözleriniz bir bandajla kapalı şekilde yapmaya çalışmaya benzer. Yetişkinlerde yapılan çalışmaların çoğu sigara içen diyabetlilerde prematüre ölüm riskinin sigara içmeyen diyabetlilere göre iki kat daha fazla olduğunu göstermektedir.

1994 Dünya Sigara Kongresi'nde sigara içen her iki kişiden birinin sigara içme ile ilişkili bir hastalıktan öleceği bildirilmiştir. Sigara, veba ve AIDS' ten daha fazla ölüme neden olan 20. yüzyılın en büyük epidemisi olarak tanımlanmıştır. 14 yaşında sigaraya başlamış birine, arkadaşlarını sigara içmeye alıştırma riski bulunduğundan, bulaşıcı bir tüberkiloz hastasıymış gibi yaklaşılmalıdır.

Sigaradaki nikotin kalp damarlarını kasarak insülinin enjeksiyon yerinden daha yavaş emilmesine yol açmakta ve böylece kan glukoz düzeyini etkilemektedir. Nikotin ayrıca insülin direncinin (verilen ünsilinin kan glukozunu düşürücü etkisinin daha zayıf olması) artmasına yol açarak diyabetinizin kontrolünü güçleştirecektir. Özellikle kadınlar olmak üzere, sigara içenlerde tip 2 diyabete yakalanma riski iki kat daha fazladır.

Sigarayla birlikte solunan karbondioksit kımızı kan hücrelerindeki hemoglobine bağlanarak oksijenin aynı bölgelere bağlanmasını engellemektedir.Bu durumu telafi etmek için kırmızı kan hücreleri sayısında artış olur.Yapılan bilimsel çalışmalar sigaranın diyabetlilerdeki böbrek yetmezliği, görme bozukluğu, ayak ülseri, bacak amputasyonları ve kalp krizi riskini artırdığını göstermektedir.

Pasif Sigara İçme
Sigarayı pasif solumak bile sağlığa zarar verir. Pasif sigara soluyan çocuklarda nikotinin kan dolaşımına emilmesinin yetişkinlere göre iki kat daha fazla olduğu gösterilmiştir. Küçük çocuklar bu duruma daha fazla duyarlıdırlar. Sigara içen ebeveynleri çocuklarında kanda kurşun ve kadmiyum düzeyleri artar. Mutfakta vantilatörün altında sigara içmek sigara dumanının eve yayılmasını engellemez. Bu konuyla ilgili olarak biri "Bu, havuzun bir köşesine tuvaletinizi yapmak kadar etkilidir." şeklinde yorum yapmıştı.



Sigarayı pasif solumak sağlığınız için tehlikelidir. Küçük çocuklar bu duruma genellikle ebeveynleri tarafından maruz kalırlar. Hiç sigara içmeyen bir bayan hastaya sadece sigara içenlerde görülen bir akciğer kanseri tanısı konulmuştu. Daha sonra bu hastanın çalıştığı yerdeki odada bulunan insanların sigara içmeleri sonucu akciğer kanserine yakalandığı anlaşıldı.

Sigarayı nasıl bırakırsınız?
Bunun en kolay yolu sigaraya hiç başlamamaktır. Sigara içenlerin çoğu sigaraya ergenlik dönemlerinde başlar. Her ne kadar "arkadaş baskısı" na karşı koymak zor olsa da, sigara içmeyerek yaşamınızın bir çok yılını kurtarmış oluruz.

Tek başınıza sigarayı bırakmanız zor olabilir. Diyabet kliniğinde, size önerilerde bulunarak yardımcı olabiliriz ve nikotin çiğneme sakızı yada nikotin bantları yardımcı olabilir. Bununla birlikte, kendi çabanız olmadan sigarayı hiç bir zaman bırakamazsınız. Sigarayı bıraktığınızda biraz kilo alma riskiniz bulunmaktadır. Bunu istemiyorsanız diyetisyeninize danışmalısınız.

Enfiye
İsveç'te erkeklerin %30' u enfiye çekmektedir ve enfiye diğer ülkelerde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Enfiyedeki nikotin, intravenoz enjeksiyonda olduğu gibi, hızla ağız içi mukoz membranlardan emilmektedir. Sigara içenlerde olduğu gibi nikotinin kalp, kan damarları ve kan basıncı üzerine kuvvetli etkileri vardır. Nikotin bağımlılığı kokain ve eroin bağımlılığı kadar güçlüdür.

Enfiye kullanmanın diyabeti nasıl etkilediği hala çok iyi bilinmemektedir. Nikotin insülin direncinin artmasına neden olacağından, enfiye kullananların (bu kişilerin kanlarında sigara içenlere göre nikotin düzeyleri daha yüksektir) diyabetlerinin kontrolünde sorun yaşamaları beklenir. Enfiye kullanan inşaat işçileri ile ilgili yapılan birçalışmada, enfiye çekenler sigara içenlerle karşılaştırılmış ve diyabette böbrek hasarı ile ilgili bir risk faktörü olan yüksek kan basıncı sıklığının enfiye kullananlarda daha yüksek olduğu bulunmuştur.

Her ne kadar sigarayı bırakmaktan daha zor olmasa da, enfiyeyi bırakmak sigarayı bırakmak kadar zordur. Enfiye kullanmak, diğer insanları etkileyip akciğer kanseri riskine maruz bırakmadığından, tıbbi bakış açısından daha kolay kabullenebilir. Enfiyenin ağız içinde kansere yol açtığı düşünülse de bu henüz kanıtlanmamıştır.

Sigara içmekten ölür müsünüz?
1994 Dünya Sigara kongresi'nde bildirilen istatistiklere göre 20 yaşındaki her 1000 sigara tiryakisinden

* 1'i cinayete kurban gidecektir.
* dd6'sı trafik kazasında ölecektir.
* 250'si orta yaşta sigarayla ilişkili bir hastalıktan ölecektir.

250'si ileri yaşta sigarayla ilişkili bir hastalıktan ölecektir.
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink) Alt 27-10-2006, 22:21
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.889
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Diyabet ve Ağız Sağlığı


Hazırlayan: Prof. Dr. Şükrü Hatun
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı Başkanı

Diyabetik bireylerde kan şekeri kontrolü birçok konuda olduğu gibi ağız sağlığı açısından da büyük önem taşıyor.

Diyabetik hastalarda ağızda görülen en tipik değişiklik tükürük akış hızı ya da miktarında belirgin farklılık yaratmayacak ölçüde ortaya çıkan ağız kuruluğudur. Kontrolsüz diyabetiklerin ağızlarında kuruluk, yanma, tat duyu organı, dil papillalarında kayıplar oluşabileceğini söyleyen İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim üyesi Doç. Dr. Gamze Aren, "diyabetiklerde kan şekeri yükseldiğinde dişeti oluklarındaki glukoz miktarı da iki misli artar. Böylece ağızdaki tükürük bezlerinde ve dişetinde glukozun artmasıyla ağızda yaşayan bakteri florası da etkilenir" dedi.

Yapılan araştırmalarda, insüline bağımlı diyabetiklerde periodontel hastalıklarda dahil, tüm bakteriyel infeksiyonlara karşı riskin arttığının saptandığını anlatan Doç. Dr. Aren, "Diyabetiklerin metabolik ve bağışıklık sistemlerinde oluşabilecek dengesizliklerin yarattığı yara iyileşmesinde gecikme, mikroanjiopati ve tükürük akışındaki etkilenmeler periodontal hastalık açısından yeterli bir durumdur. Diyabetiklerin doku yanıtlarında oluşabilecek bozukluklar da bu tür hastalıkların oluşum mekanizmaları için kolaylaştırıcı etkiler yaratır" diye konuştu.

Diyabetiklerde ağız bakım diğer bireylerden farklı değil "Diyabetiklerin ağız bakımlarına gösterdikleri özen normal bireylerden daha fazla olmamalıdır" diyen Doç. Dr. Aren, bu konuda yapılması gerekenler konusunda şunları anlattı:

"Ağız sağlığının gerçekleştirilmesine yönelik uygulamaların başında düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı, fluoridli ve periodontal sorunları olan hastalarda klorheksidinli gargara kullanımı gelmektedir. Normal bireylerde günde üç kez yemek sonrası uygun bir biçimde yapılacak diş fırçalanması önerilirken diyabetiklerde ara öğünlerin de bulunması nedeniyle fırçalama sayısının artış gerekebilir. Diş çürüklerinin sıklığının bireylerin aldıkları öğün sayıları ile doğru orantılı bir biçimde arttığı düşünülecek olursa, dişler üzerinde birikim yapılabilecek gıda ve bakteri artıklarının diyabetiklerde artabileceği açıktır. Biriken gıda ve plak artıkları uzaklaştırıldıkça dişler çürük yapıcı şeker, çikolata, şekerli tatlı gibi gıdaları almaları oldukça kısıtlandığından bu olumsuzluğu yaşamaları daha enderdir."

Düzenli hekim kontrolü yapılmalıdır,
Diyabetik hastaların ağız-diş bakımlarına özen göstermelerinin yanısıra düzenli diş hekimi kontrolünde olmaları gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Aren, özellikle genç diyabetiklerin herhangi bir sorunları bulunmasa da yılda iki kez diş hekimi kontrolünden geçmelerinin büyük yarar sağlayacağını anlattı. Ağızda bir sorun ya da çok sayıda çürük dişleri mevcutsa bu durumun enfeksiyon odağı yaratarak kan şekerini yükseltebileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Aren sözlerine şöyle devam etti: "Şiddetli ve yaygın ağız-diş sorunları bulunan diyabetin kontrol ve düzenlenmesinde güçlüklerle karşılaşabilir.

Diş kaynaklı enjeksiyonlar diğer enjeksiyonlar gibi hiperglisemi ve yağ asidi metabolizmasını artırmak diyabetik ketoasidozu davet ederler. Periodontal sorunları bulunan diyabetiklerde yapılan çalışmalarda enjeksiyonun iyileşmesi ile insülin ihtiyacının azaldığı saptanmıştır. Diyabetik hastalarda diş ve dişeti tedavisinin metabolik kontrolün sağlanmasından sonra yapılması önerilir. Ağızda cerrahi bir girişim sonrası 24-28 saat ilaç sürdürülmelidir. Diş ve dişeti tedavisi hastalarda stres yaratan bir olgudur. Bu nedenle operasyon öncesi ve sonrasında ağrı kesici ve sakinleştiriciler yararlı olabilir. Bu tip hastaların sabah erken saatlerde işlemlerini lokal anestezi altında yaptırmaları önemlidir. Eğer gerekli ise genel anestezi altında da diş tedavisi yapılabilir.Ve şartlar çok uygun olsa da implant (yapay diş, protez v.s.) uygulamaları diyabetik hastalarda önerilmemelidir."
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink) Alt 27-10-2006, 22:22
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.889
Rep gücü: 46
Rep derecesi: @izci@ Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Çocukluk Çağı Diyabeti

Hazırlayan:Prof. Dr. Şükrü Hatun
Kocaeli Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı - Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı


Çocukluk Döneminde Diyabet ve özellikleri
Diyabet çocukluk çağında görülen kronik hastalıkların başında gelmektedir. Bu çağdaki diyabet vakalarının %98’inden fazlasını İnsüline Bağımlı Diyabet(IDDM) vakaları oluşturur.

Bilindiği gibi IDDM, otoimmün veya Tip 1 diyabet terimleri ile eş anlamlı kulanılmakta ve pankreas beta hücrelerinin harap olduğu kronik otoimmün bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. IDDM genetik yatkınlık zemininde çevresel (kimyasal ve/veya viral) bir faktörün tetik çekici rolüyle başlamaktadır. Genellikle pankreas beta hücrelerinin % 80’i harap olduğunda klinik diyabet bulguları ortaya çıkmaktadır. IDDM prediyabet (klinik diyabet öncesi), klinik diyabet, hastalığın iyileşmediği ancak belirtilerin kaybolduğu dönem ve kronik (süregen) diyabet olmak üzere 4 döneme ayrılarak incelenmektedir. IDDM’e neden olan immünolojik saldırının klinik diyabet bulgularından aylar-yıllar önce başladığı bilinmekte ve son yıllarda hastalığın prediyabet döneminde saptanıp tedavi edilmesi üzerine yoğunlaşılmaktadır.

Çocukluk Döneminde Diyabet Ne Sıklıkla Görülmektedir?
IDDM sıklığı bakımından ülkeler (bölgeler) arasında belirgin farklılıklar vardır. 15 yaş altı çocuklarda IDDM sıklığı Japonya’da 2/100.000, Finlandiya’da 43/100.000’dir. IDDM insidansı10-12 yaş (büyük pik) ve 2-3 yaş (küçük pik) arasında artmaktadır. İskandinav ülkelerindeki veriler özellikle 5 yaş altında IDDM sıklığında artma olduğunu göstermektedir. IDDM soğuk bölgelerde ve kış aylarında daha sık görülür.IDDM için ailesel bir eğilim sözkonusu olmakla birlikte bilinen bir genetik geçiş yoktur. Tek yumurta ikizlerinden birisinde IDDM varsa diğerinde olma riski %35, IDDM’li anne veya babanın çocuğunda görülme riski %6, genel popülasyondaki risk % 0.5'dir.

Çoçukuk Döneminde Diyabetin Bulguları
Diyabetli çocuklar genellikle diyabetin klinik semptomları olan çok idrar yapma (poliüri), çok su içme (polidipsi) ve kilo kaybı bulguları ile hekime başvururlar.Bu bulgular olduğunda genellikle tanı güçlüğü çekilmez. Bununla birlikte hastalığın akla gelmemesi veya atipik klinik bulguların görülmesi tanıda gecikmeye neden olabilir. Bazı çocuklar gürültülü bulgularla ve birkaç gün içinde gelişen diyabetik ketoasidoz tablosu ile başvurabilirler. Acil olmayan başvurudaki bulgular şunlardır:

Daha önce idrar kaçırmayan çocuklarda enürezis (Gece işemesi) başlaması. Bu bulgu idrar yolu enfeksiyonu veya fazla su içmeye bağlanıp diyabet tanısı gözden kaçırılabilir.
Özellikle puberte öncesi kızlarda olmak üzere vaginal kandidiyazis (mantar enfeksiyonu).
Kusma (gastroenterite bağlanabilir)
Kronik kilo kaybı veya büyümekte olan çocuğun yeterli kilo alamaması.
Huzursuzluk ve okul performansında azalma.
Tekrarlayan deri enfeksiyonları.

Çocuklarda Diyabet Koması
Diyabetli çocukların %50’si Diyabetik Ketoasidoz adı verilen ağır klinik bulgularla seyredebilir. Zamanında farkedilmeyen ve tedavi edilmeyen diyabetik ketoasidoz vakalarında ölüme yolaçan koma tablosu görülebilir. Çocuklarda ağır diyabetik ketoasidoz aşağıdaki bulgularla seyreder./

Ağır dehidratasyon (vücudun susuz kalması)
Şok (hızlı nabız atımı, tansiyon düşüklüğü, burun kulak parmak uçları vb. organlarda morarma )
İnatçı kusma
Vücuttaki sıvının azalmasına rağmen devam eden çok idrar yapma
Sıvı kaybına, yağ ve kas dokusu yıkımına bağlı kilo kaybı
Ketoasidoza bağlı yanaklarda kızarma
Nefeste aseton kokusu
Diyabetik ketoasidoza bağlı derin ve hızlı solunum
Bilinç bozuklukları

Çocukluk çağında diyabet tedavisi
Çocukluk çağında ketoasidoz dışı IDDM tedavisi başlıca 4 bileşenden oluşmaktadır: 1. Diyabet eğitimi, 2. İnsülin yerine koyma tedavisi, 3. Beslenme planlaması ve 4. Egzersiz. Bu bölümde diyabet eğitimine kısaca değinildikten sonra insülin replasman tedavisi üzerinde durulacaktır. Bu çağdaki IDDM tedavisinin amaçları şunlardır:

Ailenin katılımı ile çocuk/adolesan ve ailenin ihtiyaçlarını belirleyerek kişisel diyabet bakım planı hazırlanması
Psikososyal destek
Vücuttaki insülin ve şeker dengesinin kontrolü
Normal büyüme ve gelişmenin sağlanması


Bu amaçlara ulaşabilmek için diyabetli çocukların büyüme ile değişen ihtiyaçlarına duyarlı bir tedavi ekibi tarafından izlenmesi gereklidir. Uluslararası Çocuk ve Adolesan Diyabeti Birliği’nin yönergesine göre diyabet tedavi ekibi aşağıdaki kişilerden oluşmalıdır:

Hastanın veya ailenin kendisi
Pediatrik endokrinolog veya çocuk/adolesan diyabeti konusunda eğitilmiş pediatrist
Diayabet eğitimcisi
Diyetisyen
Psikolog/sosyal hizmet uzmanı

Diyabet Eğitiminin Önemi
Diyabet eğitimi diyabet tedavisinin en önemli bileşenidir. Yakın zamandaki yayınlar diyabet eğitimine insülin tedavisine eşdeğer bir önem verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.Bunun nedeni diyabet bakımını, dolayısıyla metabolik kontrolün iyileştirilmesini etkileyen en önemli faktörün hastaların kendi kendine bakım becerileri olduğunun gösterilmesidir. Çok küçük yaştaki çocuklar dışındaki her yaştaki çocukların kendi yaşlarına uygun ihtiyaçları ve problemleri dikkate alınarak eğitilmeleri gereklidir. Bazen yapıldığı gibi ailenin eğitilmesi yeterli görülmemeli, diyabet bakım bilincinin küçük yaşlardan itibaren geliştirilebileceği unutulmamalıdır. Diyabetli çocuk ve aileleri için uygulanacak bir eğitimde genel olarak aşağıdaki konuların işlenmesi önerilmektedir:

Diyabetin nedenleri
İnsülin saklanması
İnsülin enjeksiyon teknikleri
Kan şekeri ölçümü
İnsülin dozlarının ayarlanması
Psikososyal ve aile desteği
Hipoglisemi ve tedavisi
Hastalıklar sırasında diyabet tedavisinin düzenlenmesi
Yolculukta diyabet bakımı
Diyabet ve egzersiz
Beslenme ilkeleri
Doğum kontrolü
Alkol ve diyabet
Diyabetin komplikasyonları
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
Şekersiz diyabet hastalığı da varmış! @izci@ Sağlık 4 23-07-2008 23:06
Şeker hastalığı (Diabetes mellitus) cimcim Ödev Paylaşımı 0 24-10-2007 00:15
şeker hastalığı FoRuM_MeLeGi Beslenme ve Diyet 0 06-06-2007 09:24
Şeker hastalığı her yaşta görülebilir @izci@ Sağlık 0 25-03-2007 21:19
Düzensiz uyku, şeker hastalığı riskini artırıyor @izci@ Sağlık 0 09-10-2006 21:19


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:48 .

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.