Tarihte Sakarya - Herşeyde biraz 2de1



Sakarya Sakarya resimleri, şehir merkezi, tarihi yerleri, camiler, şehir tiyatroları, geçim kaynağı, üniversiteler, devlet kurumları, hastaneler, türbeleri, şarkıları, türküleri, halk oyunları, şiirleri, sanatçıları, ozanları, ve daha fazla bilgiler.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink) Alt 20-06-2007, 17:53
Hırslı 2de1'ci
 
arda34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

==={คг๔ค}===
 
Kayıt: 25.03.2007
Mesajlar: 736
Rep gücü: 7
Rep puanı: 10

Tarihte Sakarya

 
Sakarya, milat öncesi uygarlıklar döneminden Osmanlı Devleti’ne, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tarih çizgisinde, Anadolu’ya renk veren kültürlerin birleştiği, 19. yüzyılda başlayan göçlerle, Kafkaslardan ve Balkanlardan gelen toplulukların oluşturduğu ve bu kültürlerin barış içinde yaşadığı bir ildir.

Sakarya hem tarihi hem de bugünü ile Türkiye’nin bir özeti niteliği taşımaktadır. Farklı coğrafyalardan gelmiş olmak ve farklı kültürlere sahip olmak Sakarya’da ayrıştırıcı değil birleştirici ve kaynaştırıcı bir rol oynamaktadır.
Selçuklular devrinde, Anadolu’nun tamamı hakimiyet altına alınınca bu nehre ve çevresine Sakarya adı verilmiştir. Sakarya ismi Türkler tarafından özellikle verilmiştir. Daha önceki isimlerinden ayrı, özgün bir isimdir.

Adapazarı’na gelince; Sakarya’nın merkezi olan Adapazarı, adını eskilerde bu alanda kurulan bir pazardan almaktadır.

KRALLIKLAR DEVRİNDE SAKARYA

Sakarya ilinin bilinen tarihi Hititlerle başlamaktadır. Çünkü Anadolu’da ilk siyasi birliği Hititler kurmuşlardır. Bu dönem de M.Ö. XIII. Yüzyıllara rastlar. M.Ö. 1200 yıllarında Hint-Avrupa asıllı ve Deniz Kavimleri denen topluluklar, Friglerle birleşerek Hitit egemenliğine son vermişlerdir. Bu kez Frigler Sakarya Irmağı ile Büyük Menderes’e kadar olan bölgeye sahip oldular. Sonra da hakimiyet alanlarını doğuda Kapadokya, batıda da Kilikya (Adana)’ya kadar genişlettiler. Başkent ise Gordion şehriydi. Sakarya Irmağı ile Ankara arasında yoğunlaşan Friglere M. Ö. VII. Yüzyılın ilk yarısında Kafkasya üzerinden Anadolu’ya gelen Kimmerler son vermiştir. Aynı dönemde Ege bölgesine Lidyalılar hakim olmuşlar ve hakimiyet alanlarını Sakarya’yı da içine alacak şekilde genişletmişlerdi. Ancak milli bir ordu meydana getirememeleri, Lidyalıların ömrünün kısa sürmesine yol açmıştır.


SELÇUKLULAR DEVRİNDE SAKARYA

XI. yüzyılın başlarında 1015 ile 1021 yılları arasındaki Kafkasya’dan Anadolu’ya keşif harekatı olarak yapılan ilk akınları Çağrı Bey gerçekleştirmiştir.

Anadolu’nun fethi amacıyla girişilen esas akınlar ise, 23 Mayıs 1040 tarihindeki Dandanakan zaferinden sonra kurulan Selçuklu Devleti’nin hükümdarı Tuğrul Bey’in öncülüğünde 1048’den 1055 yılına kadar aralıklarla devam edildi. Bundan sonra da her yıl akınlar sürdü.

Alpaslan da Çağrı ve Tuğrul Beyler gibi Batıdaki genişleme siyasetine devam etti. 1064’de Ani ve Kars kalelerini ele geçirdi. Komutanlarından bazılarını Anadolu’ya akınlar yapmaları için görevlendirdi. Bu akınlar zamanla Urfa ve Antakya yoluyla Malatya’ya kadar genişledi. Hatta zaman zaman Sakarya Irmağı’na kadar uzadı.

26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi, Bizans savunma hattını yıkarken, Anadolu’nun kapılarını da Müslüman Türklere açıyordu
arda34 Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink) Alt 20-06-2007, 17:54
Hırslı 2de1'ci
 
arda34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

==={คг๔ค}===
 
Kayıt: 25.03.2007
Mesajlar: 736
Rep gücü: 7
Rep puanı: 10

 
OSMANLILAR DÖNEMİNDE SAKARYA

1071 Malazgirt Zaferi’ni müteakip Selçuklular, Horasan bölgesindeki Türk aşiretlerini Anadolu’ya yerleştirmişlerdi.

Osmanlı Devleti’nin özellikle İstanbul’un Fethin’den sonra, tüm Anadolu ve Balkanlarda istikrarı sağlaması ve müreffeh bir toplum yaratmasıyla başlayan süreçten Adapazarı ve çevresi de nasibini aldı. Osmanlının çöküş dönemlerine kadar Sakarya bölgesine sulh ve sükun egemen oldu.

Ancak çöküş dönemlerindeki olumsuzluklar Sakarya’yı da olumsuz etkilemiş, özellikle 2. Mahmut dönemindeki Ayanlık sistemi bölgeye de zarar vermiştir.

Öte yandan bu dönemlerde Adapazarı bölgesine, çok önemli miktarda mülteci akını olmuştur. Bu akınları doğuran olaylar, 1853 Kırım Savaşı, 1850-60 arası Şeyh Şamil olayı ve 1877-78 Osmanlı-Rus (93 Harbi) Savaşı’dır. Ayrıca gerek Balkan Savaşları, gerekse II. Meşrutiyetin ilanından sonra Bosna-Hersek’in Avusturya’ya geçmesiyle çok sayıda göçmen Adapazarı’na yerleştirilmiştir. Bu göçler, bugünün Sakarya’nın zengin kültürel varlığının oluşmasına da zemin hazırlamıştır.

KURTULUŞ SAVAŞINDA SAKARYA

Mustafa Kemal Paşa 9. Ordu müfettişliğine atanmış ve 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştı. Havza ve Amasya genelgelerini yayınlayıp kongreler yaparak Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştı. Üç yıl boyunca devam eden Milli Mücadele hareketinde ve Kuvay-ı Milliye’nin kurulması aşamasında Adapazarı ön saflarda yerini almıştır.

Adapazarı’nda ilk müfrezeyi kurmakla Yüzbaşı Rauf, Yüzbaşı Ramiz ve Trabzonlu Doktor Raik görevlendirilmişlerdi. Onlar da Meto Hüseyin ve Mehmet beylerin katkılarıyla bu görevi tamamlamışlardı. Aynı anda Adapazarı, Hendek ve Geyve’de de Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurulmuştu. Düşman ise paralı ajanlar vasıtasıyla ayaklanma çıkarma çabasını sürdürmekteydi.

Adapazarı’nda Kuvay-ı Milliye teşkilatını kurup, Mustafa Kemal Paşa’ya bağlılık mesajını çekenler şunlardı: Belediye Başkanı Fahri Bey, Müderris Harun, Ali Faik, Adil Hasan, İşadamı Metazade Hüseyin, Mehmet Sıtkı, Ömer Faik, Fabrika Müdürü Necmettin, Dava Vekili İbrahim ve emekli binbaşı İsmail Hakkı Bey.

Ayrıca Adapazarı çevresindeki Türk gençleri çeşitli çeteler oluşturarak, Ermeni ve Rum çeteleriyle mücadele ediyorlardı. Bunların belli başlıcaları Hendek, Akyazı ve Sapanca bölgelerini kontrolünde tutan Kazım Kaptan Grubu, Kaynarca yöresinde Rum ve Ermeni çeteleriyle savaşan Halit Molla Grubu ve Karasu ile Kandıra bölgesinde Ermeni çetelerine göz açtırmayan İbsiz Recep grubuydu.

10 Mayıs 1920’de Ahmet Anzavur Adapazarı ve Geyve bölgesinde ayaklanmış, ancak bütün savaşları başarısızlıkla sonuçlanarak 22 Mayıs 1920’de İstanbul’a gitmiştir. Kuvay-ı İnzibatiye de Eskişehir-İstanbul tren yolunu açmak ve Geyve Boğazı’na hakim olmak amacıyla ayaklanarak Sapanca ve Adapazarı’nı ele geçirmişse de Çerkez Ethem tarafından bozguna uğratılmıştır. İsyancılar Düzce ve Hendek’i ele geçirmişler ancak yine Çerkez Ethem tarafından etkisiz hale getirilmişlerdir.

Öte yandan 11. Yunan Tümeni İzmit’i işgal altında bulundururken, 24 Mart’ta Kırkpınar’ı, Sapanca’yı, bir gün sonra da Adapazarı’nı işgal etmişti. 3 ay süren Yunan işgalini milli çete grupları dağıtmışlardır.

İşgalin sinyallerini alan Adapazarı halkı önceden şehri boşaltmıştı. Kimsesiz kadın ve çocuklar da İran Konsolosluğu’na sığınmışlardı.

28 Mart sabahı Yunan birlikleri Sakarya’yı geçerek nehrin 500 metre doğusuna ilerlemişlerse de, Türk kuvvetleri yoğun çarpışma ile tekrar Yunan kuvvetlerini nehrin batısına püskürtmüştü.

Ahşap Tavuklar Köprüsü birliklerimiz tarafından yakılmış ve düşmanın köprüyü kullanarak nehrin doğusuna geçmesi engellenmişti. Aynı amaçla Taşlık Köprüsü de yakılmıştı.

Diğer taraftan görevi Kocaeli bölgesini düşman işgalinden kurtarmak olan, yeni bir kolordu kuruluyor, komutanlığına da Albay Kasım Bey atanıyordu. Kasım Bey Mayıs 1921 başlarında kolordusunu Düzce’den Geyve’ye naklediyordu. Bir alay Sakarya Nehri boyunca yayılırken, bir alay da Arifiye-İzmit güzergahına yerleşmişti. Diğer bir alay da İzmit dolaylarında yedekteydi.

Düşmanın 19. Tümeni ise yeni bir düzenleme çerçevesinde 16 Haziran 1921’den itibaren İzmit’te toplanmaya başlamıştı ki, esas itibarıyla düşman Bursa’ya çekiliyordu. Ancak düşmanın Adapazarı’ndan çekilirken şehri yakmaması için tedbirler alınmış ve Sakarya Bölge Komutanlığı’nın üç baskın kolu, 21 Haziran 1921 sabahı erken saatlerde küçük bir çatışma sonucu şehre girmişti. Osman Kaptan, Kazım Kaptan kuvvetleri ile Molla Halit kuvvetleri derhal şehirde asayişi sağlamış, Hükümet Konağı’na Türk bayrağını çekmiş ve kurtuluştan sonraki ilk sabah ezanını da Halit Molla bizzat okumuştu.

İşte bu yüzden her yıl 21 Haziran tarihi Adapazarı’nın kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır.


ATATÜRK VE SAKARYA

Atatürk Büyük Taarruz arifesin de, hem TBMM Başkanlığı görevini, hem de başkomutanlık görevini yürütüyordu.

Kocaeli bölgesindeki birlikleri denetlemek için 13 Haziran 1922’de Geyve’ye, bir gün sonra da Adapazarı’na gelmişlerdi. Atatürk burada, Askerlik Şubesi Başkanı Baha Bey’in evinde misafir kalan annesiyle buluşup, geceyi İstasyon karşısında bir evde geçirir. Ertesi gün Adapazarı’nda konuşmalar yapar ve çarşıyı gezerek Acem İsmail Efendi’nin dükkanında kahve içer. Öğle namazını da Orhan Camii’nde kıldıktan sonra İzmit’e geçerek geceyi orada geçirir. Ertesi gün Fransız gazeteci Claude Farrere ile görüşür ve birlikte İzmit halkına hitap ederler. Aynı gün tekrar Adapazarı’na özel bir trenle döner. Adapazarı’nda Sabiha Hanım İlkokulunu ziyaret ederek öğretmenlerle sohbette bulunur.

Atatürk 20 Haziran 1922’de Ankara’ya dönecektir. Ancak ertesi gün 21 Haziran’dır ve Adapazarı’nın düşman işgalinden kurtuluşunun I. yıldönümüdür. Halkın kurtuluş törenlerine katılma isteklerini geri çevirmeyerek dönüşünü bir gün erteler ve çok coşkulu bir şekilde kutlanan bu törenlere katılır.

Atatürk’ün huzurunda askeri geçit töreni yapıldıktan sonra, belediyenin önünde toplanan halkla beraber, Adapazarı gibi Edirne ve İzmir’in de düşman işgalinden kurtulması için dua edilir. Duayı müteakiben kürsüye çıkan Atatürk, halka hitap eder. Ardından da annesiyle birlikte Ankara’ya gitmek üzere Adapazarı’ndan ayrılır.

Atatürk bu ziyaretinden önce de bir kez Adapazarı’na gelmişti. Atatürk’ün Adapazarı’na ilk gelişi 1920 yılında Batı cephesini kontrol etmek amacıyla Beypazarı, Nallıhan, Göynük, Taraklı ve Geyve üzerinden Mekece’ye gelişiydi.O zaman Halit Paşa’yı ziyaretten sonra birlikleri de teftiş edip Ankara’ya dönmüştü.

Atatürk’ün üçüncü kez Adapazarı’na gelişi ise 1934’te olur. 13 Temmuz 1934’te Bolu üzerinden Adapazarı’na gelen Atatürk, doğruca Halkevi’ne giderek yöneticilerle görüşür ve halka hitap eder. Sonra da istirahat etmek üzere Hasan Cavit Belül’ün evine gider. Ancak İzmir’de meydana gelen bir olay dolayısıyla programını değiştirerek İstanbul’a hareket eder.
arda34 Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink) Alt 20-06-2007, 17:58
Hırslı 2de1'ci
 
arda34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

==={คг๔ค}===
 
Kayıt: 25.03.2007
Mesajlar: 736
Rep gücü: 7
Rep puanı: 10

 
SAKARYA ORMANLARI ve TERSANE-I AMİRE

Osmanlı Devleti, özellikle Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferi'nden sonra Akdeniz egemenliğini ele geçirmek için denizciliğe ve dolayısıyla donanmaya büyük önem veriyordu. Bu maksatla Halic Tersâne-si genişletildi ve başka tersâneler de kurulup kapasiteleri arttırıldı.

Gemi yapım ve onarım çalışmalarının en önemli ana malzemelerinden biri olan keresteye Tersâne-i Amire her zaman ihtiyaç duymuştur. Çok eski dönemlerden beri bu ihtiyacı büyük ölçüde karşılayan bölge, Kocaeli livâsındaki ormanları içine alan İznikmid (İzmit), İznik, Yalakâbad, Sarıçayır, Pazarköy, Abısâfî, Karamürsel, Akhisar (Pamukovva), Geyve, Akyazı ve Sabanca kazalarından teşekkül etmekteydi. Bu bakımdan yöredeki "orman denizi", Tersâne-i Amire için "Kereste Ocaklığı" olarak tâyin edilmişti. Yani, yılda belli bir miktarın altında olmamak kaydıyla bu bölgeler kereste temin etmekle yükümlü idiler. Her baharda Donanma-i Hümâyûn Akdeniz, Karadeniz gibi sulara açıldığından, yeni gemilerin yapımı ve onarıma ihtiyaç gösterenlerin yenilenmesi, bol miktarda kereste teminine bağlıydı. Kereste ve keresteden mâmul maddeler (gemi küreği, direk, seren, tüfenk kundağı vb), genellikle orman bakımından zengin olan bu yöreden sağlanıyordu. İzmit Tersânesi için de bu ormanlardan kereste elde ediliyordu. İzmit'de görevli olan "İznikmid Kereste Emîni (Nâzırı)"nin görevi, Tersâne-i Amire'ye kereste naklini sağlamaktı. Kapudan-ı Deryâ'nın teklifiyle atanan İznikmid Kereste Emîni, kerestenin dağlardan kesimi, kıyılara indirilmesi ve İstanbul'a gönderilmesi yanında, bu hususta ortaya çıkabilecek güçlükleri çözmekle de sorumlu idi. Balaban-zâde ve Müderris-zâde Mustafa, meşhur kereste eminlerinden idiler. Kereste Emâneti'nin hesapları, düzenli olarak defterlere kaydedilirdi. Acil durumlarda kesim ve nakil işlerini denetlemek için İstanbul'dan bir "Mübâşir" de gönderilirdi.

Bunun yanında Tersâne-i Amire'nin, Kocaeli ve Sakarya yöresinden sağlanan kalas, tomruk, kereste gibi ihtiyaç maddelerinin Karadeniz'e yahut İzmit Körfezi'ne indirilmesi ve buralardan gemilere yükletilerek emniyetle İstanbul'a nakli işleri ile ilgilenen ve "Tahta Serdârlığı" olarak isimlendirilen bir memuriyet daha vardı. XVIII. yy. sonlarına ait bazı belgelerde zikredilen, ancak Osmanlı tarihi ile ilgili literatürde yakın zamana kadar rastlamadığımız bu memuriyetin, ilk olarak ne zaman teessüs etmiş olduğu hakkında da bilgimiz yoktur. Yeniçeri Ocağı'ndan işbilir, çalışkan, dürüst, nüfuzlu olmasına dikkat edilerek seçilen ve tâyin olunan "Tahta Serdârları"nın, kereste kesilen orman ve bölgelerin güvenliği, eşkıyâ ve soygun olaylarından korunması da önemli görevleri arasında idi. Kasabalara da tahta serdârı atandığı olurdu. Kocaeli Sancağı'nda bazı kazaların "Tahta serdarlığı" ile birlikte "Yeniçeri zâbitliği"nin tek kişinin uhdesine verildiğine dair kayıtlar vardı.

İzmit'in hinterlandı olan Ada (Ada Karyesi), Akyazı, Abısâfî, Sarıçayır, Akhisar ve Geyve yöresi, XVI.-XVII. yy.ın ilk yarısında mavna, kadırga ve baştardaların sütün ve serenlerinin yapımında kullanılacak ağaçların temin edildiği üç bölgeden biri idi. Bu malzemeler, İzmit İskelesi'ne arabalarla nakil olunarak buradan gemilerle İstanbul'da Tersâne-i Amire'ye taşınıyordu.

Bilhassa kalyon sütün ve serenleri için oldukça elverişli ormanlara sahip olması sebebiyle Milan Nehri kenarında bulunan Akçaşehir, Karasu ve Bolu'ya tâbi Eftani kazalarından ve Foçalar Dağı'ndan kereste temin edilirdi.

Gemi küreği ihtiyacının bir kısmı da XVII. yy.ın ikinci yarısına kadar Karasu reâyâsının, avârızları karşılığında yılda 550 kürek vermeleriyle karşılanıyordu.

Gemi fenerlerinin içine konulup yakılarak gemilerin aydınlanmasına yarayan ve fânuslarda yakılmak üzere baştardalarda kullanılan balmumunun (Şem'-i asel) temin edildiği birkaç yerden ikisi de, Sakarya yöresindeki İsmihan Sultan Evkafına ait Karasu ile Çardak idi.

Gemi inşâsı sadece İstanbul ve İzmit'de yapılmıyordu. Sinop, Amasra, Sakarya Nehri'nin üzerinde ve nehrin Karadeniz'e döküldüğü ağızda her dönemde gemi inşa faaliyetleri devam etmiştir. 1515 tarihli bir belgede Bender-Ereğli (Karadeniz Ereğlisi) İskelesi'nin yıllık liman geliri 5.484 akça idi. Bu yekûna, Akçaşehir (Akçakoca) ve Sakarya (Leb-i Sakarya = Sakarya ağzı) da dahildi. Karasu İskelesi'nin adı belgede belirtilmemiş olmakla birlikte, sonraki yıllara ait kayıtlarda bu çok küçük limanın da Bender-Ereğli hesaplarına dahil edildiğini görmekteyiz. Dolayısıyla bu limandan elde edilen gelirin de Bender-Ereğli gümrük mukataasının bir parçasını oluşturduğu tahmin olunmaktadır. Yine belgelerden öğrendiğimize göre XVI. yy.ın ortalarına doğru Karasu, Akçaşehir ve Sakarya ağzı' ndan elde edilen gümrük vergilerinin toplamı, Bender-Ereğli'nin tek başına elde ettiği verginin yarısı kadardı.
Nakledilen kereste miktarından ve inşa edilen gemi adedinden, Kefken Tersânesi' nde büyük bir faaliyet olduğu anlaşılmaktadır. İnebahtı fâciası (1571) akabinde 1572 yılında 15 kadırga, 1703'de de 2 firkate inşa edildiğine dair belgelere rastlanmıştır:

Şubat 1572'de, inşası emrolunan 10 kadırga için lüzumlu kerestenin temini maksadıyla Şile, Sabanca, Akyazı, Konrapa, Göynük, Bend-Ereğli [Bender-Ereğli?] Yenice-i Taraklı, Geyve ve Akhisar kadılarına hüküm gönderilmiştir. Nisan 1572 tarihli Kandıra kadısına gönderilen bir hükümde ise bunlara bir baştarda ve dört kadırganın inşası ilâve edilmiştir. Yine aynı tarihli, mütekaid Vezir Mustafa Paşa'ya gönderilen hükümde, 15 geminin ihtiyacı olan kendirin temin edilmesi emrolunmuştur. Ekim 1572 tarihli İznikmid ve Ada kadılarına yazılan diğer bir hükümde ise, inşası tamamlanan 15 gemide çalışan neccar ve kalafatçıların ücretlerinin ödenmemesinin sebepleri sorulmuştur.

Kefken Tersânesi bir fermanla ihdâs edilmiş ve tâmiri için, avârızı dîvâniyyeden muaf olmak karşılığında o yöreden sekiz kişi, kendi istekleriyle görevlendirilmişti.

Karadeniz kıyısında bulunan Kerpe'de de 1703 yılında iki firkate inşa edildiğine dair belgeye rastlanmıştır.
Sakarya nehrinde 1571'de 5 kadırga inşa edilmiştir. Bu tarihte Akhisar, Geyve, Yenice, Göynük ve Akyazı kadılarına yazılan bir hükümde, önce 15 kadırga inşası için san'atkâr temini emredilmiş; daha sonra Kandıra kadısına ve Nuh Çavuş'a gönderilen hükümde bu gemilerden 10'unun inşasından vazgeçildiği bildirilmiştir.

Sapanca'da 1697/98'de iki üstü açık inşa edilmişti.

Ayrıca hâssa (saraya mahsus) kayık ve sandallar ile hammal kayıklarının yenilenmesi ve tâmiri için de İzmit ve civarındaki ormanlardan yararlanılmakta ve bölgedeki kazalardan, satınalma yoluyla kereste temin edilmekteydi.

Kereste, ormanlardan iskelelere camus arabalarıyla nakledilmekteydi. Bunun için yolların düzenlenmesi ve gerekli yerlerde köprülerin sağlamlaştırılması yoluna gidiliyordu. Meselâ 1700 yılında Sakarya'nın doğu yakasında kesilen büyük kapudane kalyonuna ait kerestenin taşınmasında demir dingilli, toprak tekerlekli top arabası kullanılmış; Sakarya nehrinden geçirilmesi esnasında ise köprünün tâmiri ve genişletilmesi gerekmiş; ayrıca kerestenin iskeleye nakli için 50 çift camuşa ihtiyaç duyulmuştu.

Sakarya yöresindeki köprülerin çoğu, başka bir malzeme gerekmeden ormanlardan temin edilen kereste ile ahşap olarak yapılıyor ve tamire muhtaç olanlar ise, gerekli hammadde kolaylıkla sağlanabildiğinden, daha sür'atli bir şekilde onarılıyordu.

Kocaeli ve Sakarya "orman denizi" kızılçam, sarıçam, karaçam, dişbudak, kayın, gürgen, köknar, defne, ardıç, meşe, ceviz, ıhlamur vb. ağaçlarıyla yüzyıllarca hem gemi kerestesi ve hem de diğer sanayi ürünleri imalâtı yanında, İstanbul'un yakacak ihtiyacını da karşılamak için aşırı şekilde kullanıldı. Kıyılara yakın ormanlar tükenince, daha içlere gidildi. Sakarya Nehri yoluyla balta girmemiş kısımlara ulaşmak ve gemi malzemesine uygun kereste bulmak projeleri geliştirildi. Bu arada Sapanca Gölü'nü İzmit Körfezi'ne bağlamak teşebbüslerinde bulunuldu ise de sonuç alınamadı. Üskübi ve Düzce'nin güneyine düşen Tefeni Gölü'ne ve etrafındaki girilmemiş orman hazinesine ulaşıldı.

Gemi kerestesine duyulan ihtiyacın devamlı olması sebebiyle "ocaklık" tâyin edilen ormanlarda ağaçların rasgele kesilmemesi için devlet, bölgeye korucular göndererek ve birtakım tedbirlerle ormanları korumağa çalışmıştır.

Kuzeybatı Anadolu'da su ile çalışan, çeşitli biçim ve büyüklükte kereste hazırlayan çok sayıda bıçkı vardı. Bu bıçkıların genellikle sipahî yahut askerî sınıfına mensub başka kişiler olan sahipleri, odun ve kereste ticaretinden kâr etmenin yollarını bulabiliyorlardı. Askerî statü sahibi tâcirler İstanbul' a odun gönderip fiyatları yükselttikleri gibi, araba ile yapılan taşımacılığı da ellerine geçirerek yöre halkını geçim kaynağından yoksun bırakmışlardı.

XVII. yy.ın ilk yarısında İstanbul'daki tüketicinin bir çeki odun almak için ödemesi gereken fiyatı yükselten çok sayıda faktör hakkında bazı bilgilere sahibiz. Eskiden mallarını sâhile getirip çekisi 16 akçadan satan odun tâcirleri, çeki başına 20 akça istiyorlardı. Taşıma sektöründeki fiyat artışları ise çok daha dramatikti. İzmit ve Yalak-âbâd (Yalova) ile İstanbul arasında odun taşıyan gemiciler eskiden bir çeki odun için 5-8 akça alırlardı.

Devletin talepleriyle halkın ihtiyaçlarının çatışması, bazı durumlarda da yasadışı ağaç kesimlerine ve kaçakçılığa yol açmıştır. İzmit ve Sapanca ormanlarının derinliklerinde, çoğu Rumeli'den yeni göçmüş olan ve yoldan geçenleri soyarak geçimlerini sağlayan yasadışı baltacı toplulukları yaşardı. Kaçakçılar, tersâne için devlet tarafından ağaç kesmekle görevlendirilen baltacılara da saldırırlardı.

Kocaeli civarında ormanlık bölgede yaşayan halk, aynı zamanda kereste ticareti de yapmak da ve elde ettikleri keresteyi İzmit İskelesi'ne götürüp satmakta idiler. Ancak devlet, memleket hâricine ve tüccâra kereste satılmasını yasaklamıştı. Bunun neticesi olarak kereste kaçakçılığı ortaya çıktı. İzmit ve Sapanca ormanlarının iç kısımlarında yerleşen Rumelili göçmenler, kanunsuz ağaç keserek satıyorlardı.

Saray mutfağının odun ihtiyacı da Üsküdar, Akyazı, Abısâfî, Sarıçayır ve Sapanca ormanlarından sağlanırdı.
Bunlardan başka, eski dönemin hayvanlarla çekilen araba yapımı da, bölgedeki kereste bolluğu ile açıklanabilir. I. Dünya Savaşı içinde 1916'da büyük bir tesis olarak kurulan ve orduya nakliye arabası ve tüfek parçaları hazırlayan "Araba Fabrikası" nın, Adapazarı sanayi tarihinde önemli yeri vardır. Cumhuriyet döneminde "Demir-Tahta Fabrikası" (DA-TA) adını alan ve istasyonun batısındaki bu fabrika (bugünkü Ziraî Donatım Kurumu), eskiden sergilere katılacak kadar kaliteli imâlât yapıyordu.

1919 yılında İstanbul'da açılan bir sergide, Adapazarı'nın da bir oda takımı ile sergilendiğini biliyoruz. Bu yılın Ekim ayında İstanbul'da Türk Ocağı'nda açılan sanayi sergisi ile ilgili olarak şunlar yazılıdır: "Sergide, özellikle Adapazarı Fabrikası mâmûlâtından bir oda takımı, sedefçiliğin büyük san'atkârı Vâsıf Bey'in çeşitli sedef sehpaları, Hâfız Necmeddin Efendi'nin levha kenarları, kitab kapları, ebrûlu kâğıtları; Kehribârcı Ali Efendi'nin kehribâr ağızlıkları, dikkati çeken güzel eserler idi" (M. Erendil, s. 86-87).
arda34 Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink) Alt 20-06-2007, 17:59
Hırslı 2de1'ci
 
arda34 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

==={คг๔ค}===
 
Kayıt: 25.03.2007
Mesajlar: 736
Rep gücü: 7
Rep puanı: 10

 
ULAŞIM ve TAŞIMACILIK

Sakarya yöresinde yol yapım hareketlerinin Romalılar döneminde başladığını biliyoruz. İstanbul'dan Anadolu' ya gelen anayol, Sakarya köprülerinden geçerek bir kısmı doğuya (Doğu Bithynia ve Bolu dolayları), bir kısmı ise Sakarya Boğazı'ndan geçerek Orta Anadolu'ya uzanıyordu.

Osmanlılar döneminde Rumeli ve Anadolu birtakım kollara taksim edilmişti. Bu durum, iç düzen ve emniyetin sağlanması ve ekonomik bakımdan çok önemli idi. Bir yol ve güzergâh üzerinde bulunan kasaba ve şehirlere "kol" adı verilirdi. Bunlar, "sağ kol", "orta kol" ve "sol kol" gibi isimlerle birbirinden ayrılırdı. Bu ayırma, bir nevi coğrafî taksimatı da ifade etmekteydi. XVI. yy.da İstanbul'un Anadolu ile irtibatını temin eden yolların ilk durağı Üsküdar idi. Buradan hareketle:

a) Sağ kol: Gebze-İzmit ve oradan Lefke-Söğüt-Eskişehir-Bolvadin-Akşehir-Konya-Ereğli-Ulukışla-Gülek Boğazı-Çakıd-Adana-Kurd Kulağı-Payas güzergâhından devam ederdi.

b) Sol kol: Gebze-İzmit ve oradan Düzce-Bolu-Koçhisar-Tosya-HacıHamza-Merzifon-Niksar-Şebinkarahisar-Bayburd-Tercan-Erzurum-Kars üzerinden geçerek İran'a kadar uzanırdı.

c) Orta kol: Gebze-İzmit ve oradan Sapanca-Geyve-Göynük ve buradan da Bolu-Gerede-Tosya-Hacı Hamza ve oradan Amasya-Tokat-Sivas-Malatya-Harput-Diyarbekir ve Musul üzerinden Bağdad'a ulaşırdı.

Bu güzergâhlar üzerinde konaklama yerleri olan hanlar ve posta menzilleri kurulmuştu. Bunların işleyişi veya aksayan yönleriyle ilgili günümüze pek çok belge ulaşmıştır. Meselâ, 1228 (1813) tarihli bir hükümde Kocaeli ve Hüdâvendigâr sancakları beyine gönderilen bir yazıda, Sabanca menzilhânesinde menzil beygiri bulmak hususunda ulakların çektikleri zorluk sebebiyle âcil işlerin gecikmesine yolaçan menzil eminlerinin ve Kocaeli sancağı dâhilindeki sâir menzilcilerin uyarılarak İstanbul' dan Bağdad'a âcil emirler götüren ulaklara kolaylık gösterilerek sür'atle beygir sağlanması isteniyordu. İstanbul ve İzmit'den geçerek Anadolu içlerine uzanan yolun, Sapanca üzerinden geçtiği göz önüne alınacak olursa han, hamam, cami, imaret, posta menzili gibi dînî ve sosyal tesislerle süslü olan Sapanca' nın önemli bir menzil (durak, konak yeri) olduğu kolayca anlaşılır.

Sapanca, Geyve, Taraklı, Göynük ve Beypazarı üzerinden Kayseri'ye kadar uzanan Adapazarı bağlantılı Ankara yolu, bugün olduğu gibi, zamanın en işlek yollarından biri idi. Bu karayolu üzerindeki fes fabrikasını, Arslanbey Köyü'ndeki kumaş fabrikasını, Yalova nâhiye merkezini Dağhamam Kaplıcaları'na bağlayan yollar ise ikinci derecede önem taşıyan kısa bağlantılardı.

Sakarya yöresi ormanlarından temin edilen kereste ile zahire ve mahsûlâtın İzmit Körfezi yoluyla İstanbul'a gönderilmesi her devirde hayatî önemi hâiz olduğundan, bu mesafenin araba işleyecek şekilde düzenli olmasına büyük önem verilirdi. Meselâ, İznikmid kãdîsına yazılan 973 (1566) tarihli bir hükümde, Ayan (Sapanca) Gölü'nün taşması sonucu göl kenarından geçmekte olan anayolun kapandığı ve "Tersâne-i Amire mühimmi" için gemi kerestesi taşıyan arabaların geçemediği sebeple, daha yukarı taraflarda önü taşlarla kapalı bulunan diğer yolun âcilen açılması istenmiştir.

Diğer zamanlarda özellikle kış mevsimlerinde, aynı yolun İzmit'e kadar olan bazı bölümlerinin, yağmur ve sel yüzünden dağlardan toprak kaymaları sonucu balçık ve batak hâline gelmesi ve ağaçların da yerlerinden sökülüp yolu kapamaları sebebiyle yolcular ve kereste taşıyan arabaların geçmesi mümkün olmuyordu. Meselâ, Sabancı Kadısına ve Kocaili Sancağı muhâfazasına me'mûr Sinan'a yazılan 967 (1560) tarihli hükümde mezkûr yolun "ta'mîre muhtâc olan yerlerin ta'mîr idüp ve eyyâm-ı şitâda balçık olacak yerlerün dahi şimdiden tedârükin görüp gereği gibi temiz ve pâk" eylemesi sıkıca tenbih edilmişti.

1878-1887 yılları arasında İzmit-Geyve ve Mudurnu-Bolu üzerinden Ankara' ya giden kervan yolu düzenli şose haline getirilmiştir. 1888 yılında ise mezkûr yolun Akçay Deresi'ni takip ettiği yerden ayrılan bir kolu Adapazarı'na bağlanmıştır. Geyve-Bolu yolu üzerindeki güzergâhın elverişli olmaması sebebiyle zamanla Sapanca-Arifiye üzerinden Sakarya Nehri'ne, oradan Düzce Ovası'ndan geçen yol ile Bolu ve Ankara'ya kaymıştır.

Osmanlı Devleti'nde köprü yapımına önem verilirdi. Bu durum, devlet hazinesine büyük külfetler yüklediğinden, mahallî halkın katkılarına da başvurulurdu. Bu katkılarına karşılık o yöre halkı, öşür hariç diğer vergilerden muaf tutulurdu. Köprü tâmir etmek şartıyla vergiden affolunma hususlarına ait örneklere de çok rastlanılmaktadır. Meselâ, 1728 yılında Sakarya nehri üzerindeki büyük köprü ile Sabanca Gölü kenarında Kuburlu dere diye anılan köprünün onarımı (yenilenmesi) için "köprücü" olarak tâyin olunan Abısâfî kazası reâyâsı, örfî vergilerden af edilmişlerdi. Trafiğin yüklü olduğu ana yollarda bulunan köprülere tâyin edilmiş köprücülerin sayısı fazla idi. Meselâ, Sakarya Köprüsü'nün 117, Ada'da [Adapazarı'nda] bulunan Çarka (Uzun) Köprü'nün 150, Akyazı'daki Dilsiz Köprüsü' nün 6 nefer köprücüleri vardı. Bunlar bir köyden değil, o civardaki muhtelif köylerden derlenmişlerdi.

Ormanlık bir bölge olan Kocaeli sancağındaki köprülerin çoğu ahşap olduğundan onarımları daha sür'atli yapılabiliyordu; tâmir için gerekli hammadde kolaylıkla sağlanabiliyordu. Meselâ 906 (1501) tarihli "Nişân-ı Hümâyûn"da, Akyazı tevâbi'inden Dinsor Suyu ve Balıklı Suyu üzerindeki köprülerin bakım, onarım ve gözetimi için iltizâm usulüyle tâyin olunan kişilerin örfî vergilerden "muaf ve müsellem" olduklarına dair hüküm verildiği kayıtlıdır.

Köprülerin, özellikle kuruluş ve yükseliş devirlerinde yapılmış olması, şüphesiz o zamanlar devletin malî gücünün ve gelirinin fazla oluşu ile ilgilidir. Bu devirlerde yapılan köprüler için pek çok örnek vardır. Bugünkü Sakarya ili sınırları içinde Sultan Orhan'ın yaptırmış olduğu büyük köprü ile II. Bayezid'in Osmancık kasabasında yaptırmış olduğu köprü, sadece Sakarya nehri üzerindeki örneklerden ikisidir.

Sakarya Nehri'nin trafik bakımından yoğun olduğu ve köprü bulunmayan yerlerinde "gemicilik" yani taşımacılık hizmetleri yapılıyordu. Bu hizmet sayesinde can, mal ve zaman kaybı önlenirdi.
Sakarya Nehri ağzında İncirli İskelesi vardı ve nehir taşımacılığında önemli bir ulaşım noktası görevini üslenirdi.

1883 yılında Sakarya nehrinin taşması sonucu halkın bir kısmı zarar gördü. Bu zararın karşılanması amacıyla yöreye memur ve mühendisler gönderildi.

1869 yılında belediye teşkilâtının kurulmasıyla şehir içi yollar, o dönemin geleneği olarak "Arnavut kaldırımı" şeklinde taşlarla döşenmiştir.
XIX, yy.ın ikinci yarısında önem kazanmaya başlayan demiryolu ulaştırma ve taşımacılığı sonucu İstanbul - İzmit hattı inşa edildi (1 Ağustos 1873). Bundan 17 yıl sonra, ülkeye nüfuz etmeye başlayan Alman sermayesiyle İstanbul-Ankara hattı projesinin bir kısmı olan İzmit-Arifiye hattı 9 Haziran 1890'da birleştirildi. 1898'de ise Arifiye-Adapazarı hattı inşa edilerek 1899'da hizmete açıldı. Böylece Adapazarı, İstanbul ve Ankara'ya demiryolu vâsıtasıyla da bağlandı.
arda34 Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
Tarihte Bugün DiLrUbA Bilelim Öğrenelim 24 05-07-2008 13:41
Tarihte En Eski Msn :D _YoNcA_ Resimler ve Karikatürler 21 16-02-2007 00:24
DoğduğuN Tarihte Hangi Şarkı Hitmiş Gir bi Baq BaqaLım... Law Astroloji & Burçlar 15 26-01-2007 23:39
Selefinden 27 yıl sonra aynı tarihte geliyor Haberci Dünyadan haberler 0 28-11-2006 03:20
Tarihte Bugün - 2.7.2006 CiwCiw Bilelim Öğrenelim 0 02-07-2006 13:48


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:50 .

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711