| |
Hastanede geçen aylar, tedavi ve terapilerde geçen yıllar sonunda, ‘dizkapağınızın on iki santim altında takılı olan’ ve her akşam yatarken veya banyoya girerken çıkarıp kenara koyduğunuz ‘takma bacak’ artık bir uzvunuz olmuştur.
Ama bunun önemi yoktur, çünkü bu fedakârlığınız sayesinde vatan var olacaktır.
Artık koşamayacak olmanızın, herkes gibi denize giremeyecek olmanızın da hiç önemi yoktur.
‘Vatan sağ olsun’ yeter.
Sonra birilerinin, sizin ödediğiniz vergilerle yabancı televizyonlarda, uğruna yarım kaldığınız ‘vatan hudutlarını hiçe sayan’ programlara finans sağladığını okursunuz.
Pamuk’ları, Dink’leri, okursunuz, “Bizans çocuğuyum” diyenleri duyar, ‘Ali Kemalleri’ görür, “Koçlar gibi satanlar” ile karşılaşırsınız.
Türk Bayraklarının yakıldığını izlersiniz.
‘Başlarına çuval geçirilip, elleri arkadan bağlanan’ Türk askerlerine tanık olursunuz.
***
Bu aşağılamaya cevap verecek ‘tankların motor seslerini’, ‘helikopterlerin kanat seslerini’, ‘piyadelerin intikam yeminlerini’ duymayı beklersiniz ama duyamazsınız.
Aksine, ‘hainlerin’ üzerine örtülen paçavraları “Bayrak” diye sallayanlar doldurur meydanları.
“Uçaklarını çek”, “Valiyi çek” diye buyuranları, karşılarında ‘kekeleyen’ zavallıları görürsünüz.
Vatan uğrunda kurşun atanların, “çete” suçlaması ile mahkemelerde yargılandığını görürsünüz.
Yok, yok bu da yetmez.
Askere, polise, öğretmene ateş eden, yol kesip soygun yapan, köy yakan, okul yıkan, mayın döşeyenlerin “Ben bir şey yapmadım” beyanları esas kabul edilip, serbest bırakıldığını görürsünüz.
Susanları, ‘konuşması gerektiği halde’ susanları görürsünüz, konuşanlar her konuştuğunda, kekeleyenler her kekelediğinde ve susanlar her sustuğunda siz yeniden vurulursunuz, yeniden ölürsünüz her defasında.
***
Gövdenizden o toprağa akan kan, bu defa ‘içinize’ akar, inandıklarınıza, uğrunda savaşarak kendi kanınızı akıtmak pahasına tertemiz tuttuğunuz değerlerinize akar.
Kaya arkalarında, çalı diplerinde aradığınız ihanet gelir aklınıza, o mayınları yerleştiren eller gelir.
“Biz bu ihaneti doğru yerde mi aradık, kuyruğunda dolaştığımız yılanın başı, hep gözümüzün önünde miydi yoksa?” diye sorgulamaya başlarsınız.
Onlara verilen maaşın ‘sizin vergilerinizden’ ödenmesini içinize sindiremezsiniz, uykularınız kaçar, “Bu vatan onların da vatanı değil mi?” sorusuna cevap bulamazsınız.
Sinirlenirsiniz, üzülürsünüz, henüz onbeş yaşındayken söylediğiniz, sözler gelir aklınıza:
- “Vatan sana canım feda!”
Geri kalan tüm hayatınızın ilk beş dakikası, böyle başlayacak ve böyle devam edecek.
‘Son nefesinize kadar’ savaşacaksınız ihanetle, her şeye ve herkese rağmen, bu yolda ölene ya da bu ihaneti bitirene kadar.
***
‘Siz’ diyorum, çünkü bu vatan için ‘bedel ödeyen’ insanların neler yaşadığını, neler hissettiğini, size rağmen ve sizin için neler yaptıklarını, neler yapabileceklerini bilin istiyorum.
Gazetelerde okuduğunuz ya da televizyonlarda duyduğunuz, “...ili kırsalında teröristlerce döşenen mayının patlaması sonucu bir güvenlik görevlisi yaralandı!” haberleri aslında o kadar da kısa değildir.
Çok daha fazladır yaşananlar.
Sizin, okuduğunuz gazetenin daha arka sayfasına geçerken unuttuğunuz, ‘falanca mankenin’ otel odası maceralarına, ya da ‘uyuşturucu komasından’ ölen oğluna “şehit” deyip Türk Bayrağı örten kadının haberine ayırdığınızdan daha uzun zaman ayırmadığınız bu küçük haber, birileri için ‘bir ömür boyu’ sürecek ve asla unutulmayacaktır.
Ve siz unuttuktan sonra da başka birileri, “Ne için?” dendiğinde “Vatan için” diyecekleri fedakârlıklarını size rağmen yapmaya devam edeceklerdir.
***
Sizin ‘uyuşmuşluğunuza’, ‘duyarsızlığınıza’ rağmen, sizin ‘rahatlığınıza’, sizin ‘vicdanlarınıza’ rağmen, bu kahramanca fedakârlıklar ve bu ilk beş dakikalar her an yaşanmaya devam edecektir.
Unutmayınız ki, başınızın üstündeki ‘egemenlik’ örtüsünün payandası, kopan bacaklar, bedeli ise, ‘size rağmen’ bu vatan için akan kanlar, feda edilen canlar, sıcak yuvalarını, babalarının yüzlerini unutan küçük çocukları düşünmeden vakfedilen hayatlardır.
Ne kadarını anlayabilirsiniz veya anlamak ‘umurunuzda mı’ bilemiyorum, ama birileri bunları yaşadı, birileri hâlâ yaşıyor ve emin olun yaşlı dünya döndükçe, ‘Türk vatanı’, ‘Türk Bayrağı’ için birileri daha yine aynı şeyleri yaşamaya devam edecek.
Gördüğünüz gibi ‘size bir hayli uzak’ bir yaşam biçimi bu.
Bir an için bile olsa kendinizi ‘onların yerine’ koyasınız diye “Siz” diyorum, yoksa sizin asla ‘onlardan biri’ olamayacağınızı biliyorum.
***
‘Siz’ kim misiniz?
‘Siz’, kendinizi çok iyi biliyorsunuz.
‘Biz’ de, biz de ‘sizi’ çok iyi biliyoruz.
‘Siz’de bilin ki ‘biz’ asla unutmayacağız. | |