Depremler Önceden Bilinecek - Herşeyde biraz 2de1



Yeni Teknolojiler ve Haberler Teknelojik haberler, yazılımlar hakkında ilginç bilgiler, güncellemeler vs..

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink) Alt 23-01-2008, 10:57
Bölüm Moderatörü
 
eLFiDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Hąγąt Gúz£Ldi®
 
Kayıt: 07.02.2007
Yaş: 21
Mesajlar: 5.216
Rep gücü: 19
Rep derecesi: eLFiDa Hızlanmaya Başladı Kim Tutar Seni BeaeLFiDa Hızlanmaya Başladı Kim Tutar Seni BeaeLFiDa Hızlanmaya Başladı Kim Tutar Seni BeaeLFiDa Hızlanmaya Başladı Kim Tutar Seni Bea

Depremler Önceden Bilinecek

 
Depremler Önceden Bilinecek





Zonguldak Karaelmas Üniversitesi (ZKÜ) Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği tarafından Uzay-Bazlı Radar İnterferometri Tekniği ile yeryüzü hareketleri izleniyor. Türkiye'de ilk ZKÜ tarafından uygulanan teknikle, risk altındaki yerleşim alanlarında doğal afetler önceden tespit edilerek uyarı yapılabilecek.

ZKÜ Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği'nde 'Uzay-Bazlı Radar İnterferometri Tekniğiyle Yeryüzü Deformasyonu Belirleme' çalışmaları yapılıyor. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölümü Uzay-Bazlı Radar İnterferometri Tekniği'ni kullanarak Zonguldak Metropolitan Alanı ve çevresindeki madencilik kaynaklı deformasyonlarını izliyor. ZKÜ Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölümü, ülkedeki üniversitelerin eşdeğer bölümleri arasında Uzay-Bazlı Radar İnterferometri Tekniği'yle deformasyon belirleme çalışması gerçekleştiren ilk, halihazırda da tek bölüm olurken; bu teknikle tehdit altındaki yerleşim alanları için afetler öncesi erken uyarı yapmanın mümkün olabildiği belirtildi. Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, Uzay-Bazlı Radar İnterferometri Tekniği ile yeryüzü deformasyonlarının belirlenmesi oldukça yeni bir konu olurken, bu tekniğin esasının bir radar uydusunun iki farklı zamanda topladığı radar verisinin zamansal karşılaştırılmasına dayandığı kaydedildi.

Teknolojinin özellikleri ise şöyle belirtildi: "Uzay-Bazlı Radar İnterferometri ile herhangi bir ön bilgi olmaksızın onlarca kilometrekarelik alandaki yeryüzü deformasyonları tespit edilebilmektedir. Bu sayede tehdit altındaki yerleşim alanları için afetler öncesi erken uyarı yapmak mümkündür. Bunun yanı sıra, yeni kentsel gelişim alanları veya sanayi tesisleri için uygun hareketsiz zeminleri belirleyerek yanlış yer tercihlerinin önüne geçmek ve böylece büyük ekonomik kayıpları engellemek de mümkün olabilmektedir."
eLFiDa Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink) Alt 26-01-2008, 13:45
Hırslı 2de1'ci
 
freebot - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 23.07.2007
Mesajlar: 627
Rep gücü: 6
Rep derecesi: freebot Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Depremlerin önceden bilinmesi mümkün değil.
freebot Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink) Alt 26-01-2008, 14:16
Hırslı 2de1'ci
 
freebot - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 23.07.2007
Mesajlar: 627
Rep gücü: 6
Rep derecesi: freebot Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Risale-i Nur Külliyatı
Sözler
Ondördüncü Sözün Zeyli


بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
اِذَا زُلْزِلَتِ اْلاَرْضُ زِلْزَالَهَآ وَاَخْرَجَتِ اْلاَرْضُ اَثْقَالَهَا وَ قَالَ اْلاِنْسَانُ مَالَهَا يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَا بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحَى لَهَا الخ...
Şu sûre kat'iyyen ifade ediyor ki: Küre-i Arz, hareket ve zelzelesinde vahy ve ilhama mazhar olarak emir tahtında depreniyor. Bâzan da titriyor.
[Mânevî ve ehemmiyetli bir canibden, şimdiki zelzele münâsebetiyle altı-yedi cüz'î suale karşı, yine mânevî ihtar yardımıyla cevapları kalbe geldi. Tafsilen yazmak kaç def'a niyet ettimse de izin verilmedi. Yalnız icmâlen kısacık yazılacak.]
Birinci Sual: Bu zelzelenin maddî musibetinden daha elîm mânevî bir musibeti olarak, şu zelzelenin devamından gelen korku ve me'yusiyet, ekser halkın ekser memlekette gece istirahatını selbederek, dehşetli bir azab vermesi nedendir?
Yine mânevî cevap: Şöyle denildi ki: Ramazan-ı Şerifin teravih vaktinde kemâl-i neş'e ve sürur ile sarhoşçasına gayet heveskârane şarkıları ve bâzan kızların sesleriyle, radyo ağzıyla bu mübârek merkez-i İslâmiyyetin her köşesinde câzibedârane işittirilmesi, bu korku azabını netice verdi.
İkinci Sual: Niçin gâvurların memleketlerinde bu semâvî tokat başlarına gelmiyor? Bu bîçare müslümanlara iniyor?
Elcevab: Büyük hatâlar ve cinâyetler te'hir ile büyük merkezlerde; ve küçücük cinâyetler, tâcil ile küçük merkezlerde verildiği gibi; mühim bir hikmete binâen, ehl-i küfrün cinâyetlerinin kısm-ı âzamı, Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşre te'hir edilerek ehl-i îmanın hatâları, kısmen bu dünyada cezası verilir.(Haşiye)
(Haşiye): Hem Rus gibi olanlar, mensuh ve tahrif edilmiş bir dini terk etmekle, hak ve ebedî ve kabil-i nesh olmayan bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmadığından, zemin şimdilik onları bırakıp, bunlara hiddet ediyor.
Üçüncü Sual: Bâzı eşhasın hatâsından gelen bu musibet bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi nedir?
Elcevab: Umumî musibet, ekseriyetin hatâsından ileri gelmesi cihetiyle, ekser nâsın o zâlim eşhasın harekâtına fiilen veya iltizâmen veya iltihaken taraftar olmasıyla mânen iştirâk eder, musibet-i âmmeye sebebiyet verir.
Dördüncü Sual: Mâdem bu zelzele musibeti, hatâların neticesi ve keffaret-üz-zünûbdur. Mâsumların ve hatâsızların o musibet içinde yanması nedendir? Adâletullah nasıl müsaade eder?
Yine mânevî canibden elcevab: Bu mes'ele sırr-ı kadere taallûk ettiği için, Risâle-i Kader'e havale edip yalnız burada bu kadar denildi:
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لاَ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَآصَّةً yâni: “Bir belâ, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zâlimlere mahsus kalmayıp mâsumları da yakar.”
Şu âyetin sırrı şudur ki: Bu dünya bir meydân-ı tecrübe ve imtihandır ve dâr-ı teklif ve mücahededir. İmtihan ve teklif, iktizâ ederler ki, hakikatlar perdeli kalıp, tâ müsabaka ve mücahede ile Ebubekirler, Â'lâ-yı İlliyyîne çıksınlar ve ebûcehiller, esfel-i sâfilîne girsinler. Eğer masumlar böyle musîbetlerde sağlam kalsaydılar, Ebûcehiller aynen Ebubekirler gibi teslim olup, mücahede ile mânevî terakki kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozulacaktı.
Mâdem mazlum, zâlim ile beraber musîbete düşmek, hikmet-i İlâhîce lâzım geliyor. Acaba o bîçâre mazlumların rahmet ve adâletten hisseleri nedir?
Bu suale karşı cevaben denildi ki: O musibetteki gazab ve hiddet içinde onlara bir rahmet cilvesi var. Çünki o mâsumların fâni malları, onların hakkında sadaka olup, bâki bir mal hükmüne geçtiği gibi, fâni hayatları dahi bir bâki hayatı kazandıracak derecede bir nev'i şehâdet hükmünde olarak, nisbeten az ve muvakkat bir meşakkat ve azabdan büyük ve dâimî bir kazancı kazandıran bu zelzele, onlar hakkında ayn-ı gazab içinde bir rahmettir.
Beşinci Sual: Âdil ve Rahîm, Kadîr ve Hakîm, neden hususî hatâlara hususî ceza vermeyip, koca bir unsuru musallat eder. Bu hal cemâl-i rahmetine ve şümûl-ü kudretine nasıl muvafık düşer?
Elcevab: Kadîr-i Zülcelâl, herbir unsura çok vazifeler vermiş ve herbir vazifede çok neticeler verdiriyor. Bir unsurun birtek vazifesinde, birtek neticesi çirkin ve şer ve musîbet olsa da, sâir güzel neticeler, bu neticeyi de güzel hükmüne getirir. Eğer bu tek çirkin netice vücûda gelmemek için, insâna karşı hiddete gelmiş o unsur, o vazifeden men'edilse; o vakit o güzel neticeler adedince hayırlar terkedilir ve lüzumlu bir hayrı yapmamak, şer olması haysiyetiyle, o hayırlar adedince şerler yapılır. Tâ birtek şer gelmesin gibi; gayet çirkin ve hilâf-ı hikmet ve hilâf-ı hakikat bir kusurdur. Kudret ve hikmet ve hakikat kusurdan münezzehtirler.
Mâdem bir kısım hatâlar, unsurları ve arzı hiddete getirecek derecede bir şümûllü isyandır ve çok mahlûkatın hukukuna bir tahkirli tecavüzdür. Elbette o cinâyetin fevkalâde çirkinliğini göstermek için, koca bir unsura, küllî vazifesi içinde “Onları terbiye et” diye emir verilmesi ayn-ı hikmettir ve adâlet tir ve mazlumlara ayn-ı rahmettir.
Altıncı Sual: Zelzele, küre-i arzın içinde inkılâbat-ı mâdeniyyenin neticesi olduğunu ehl-i gaflet işaa edip, âdeta tesadüfî ve tabiî ve maksadsız bir hâdise nazarıyla bakarlar. Bu hâdisenin mânevî esbabını ve neticelerini görmüyorlar, tâ ki intibaha gelsinler. Bunların istinad ettiği maddenin bir hakikatı var mıdır?
Elcevab: Dalâletten başka hiçbir hakikatı yoktur. Çünki; her sene elli milyondan ziyâde münakkaş, muntâzam gömlekleri giyen ve değiştiren küre-i arzın üstünde binler envâ'ın birtek nev'i olan, meselâ sinek tâifesinden hadsiz efradından birtek ferdin yüzer a'zâsından birtek uzvu olan kanadının kasd ve irade ve meşiet ve hikmet cilvesine mazhariyeti ve ona lâkayd kalmaması ve başıboş bırakmaması gösteriyor ki, değil hadsiz zîşuurun beşiği ve anası ve mercii ve hamisi olan koca küre-i arzın ehemmiyetli ef'al ve ahvâli, belki hiçbir şeyi, -cüz'î olsun küllî olsun- irade ve ihtiyar ve kasd-ı İlâhî hâricinde olmaz. Fakat Kadîr-i Mutlak, hikmetinin muktezasıyla zâhir esbabı tasarrufâtına perde ediyor. Zelzeleyi irade ettiği vakit, bâzan da bir madeni harekete emredip, ateşlendiriyor. Haydi, mâdenî inkılâbât dahi olsa, yine emir ve hikmet-i İlâhî ile olur; başka olamaz. Meselâ: Bir adam bir tüfek ile birisini vurdu. Vuran adama hiç bakılmasa, yalnız fişekteki barutun ateş alması noktasına hasr-ı nazar edip, bîçare maktûlün büsbütün hukukunu zayi' etmek; ne derece belâhet ve divâneliktir. Aynen öyle de: Kadîr-i Zülcelâl'in musahhar bir memuru, belki bir gemisi, bir tayyaresi olan Küre-i arzın içinde bulunan ve hikmet ve irâde ile iddihar edilen bir bombayı, ehl-i gaflet ve tuğyânı uyandırmak için, “ateşlendir” diye olan emr-i Rabbânîyi unutmak ve tabiata sapmak, hamakatın en eşneidir.
Altıncı Sualin Tetimmesi ve Hâşiyesi: Ehl-i dalâlet ve ilhad, mesleklerini muhâfaza ve ehl-i îmânın intibahlarına mukabele ve mümânâat etmek için, o derece garib bir temerrüd ve acîb bir hamakat gösteriyorlar ki, insânı insânîyyetten pişman eder. Meselâ: Bu âhirde beşerin bir derece umumiyet şeklini alan zulümlü, zulümatlı isyânından, kâinat ve anâsır-ı külliyye kızdıklarından ve Hâlık-ı Arz ve Semâvat dahi, değil hususî bir rubûbiyyet, belki bütün kâinatın, bütün âlemlerin Rabbi ve Hâkimi haysiyetiyle, küllî ve geniş bir tecelli ile kâinatın heyet-i mecmuasında ve rubûbiyyetin daire-i külliyyesinde nev'-i insânı uyandırmak ve dehşetli tuğyanından vazgeçirmek ve tanımak istemedikleri kâinat sultanını tanıttırmak için emsalsiz, kesilmeyen bir su, hava ve elektrikten; zelzeleyi, fırtınayı ve harb-i umumî gibi umumî ve dehşetli âfâtı nev'-i insânın yüzüne çarparak onunla Hikmetini, Kudretini, Adâletini, Kayyumiyyetini, İrâdesini ve Hâkimiyyetini pek zâhir bir sûrette gösterdiği halde; insân sûretinde bir kısım ahmak şeytanlar ise, o küllî işârât-ı Rabbâniyyeye ve terbiyye-i İlâhiyyeye karşı eblehane bir temerrüd ile mukabele edip diyorlar ki: “Tabiattır; bir mâdenin patlamasıdır, tesadüfîdir. Güneşin harareti elektrikle çarpmasıdır ki, Amerika'da beş saat bütün makinaları durdurmuş ve Kastamonu vilâyeti cevvinde ve havasında semâyı kızartmış, yangın sûretini vermiş” diye mânâsız hezeyanlar ediyorlar. Dalâletten gelen hadsiz bir cehâlet ve zındıkadan neş'et eden çirkin bir temerrüd sebebiyle bilmiyorlar ki: Esbab yalnız birer bahanedirler, birer perdedirler. Dağ gibi bir çam ağacının cihazâtını dokumak ve yetiştirmek için bir köy kadar yüz fabrika ve tezgâh yerine küçücük çekirdeği gösterir: “İşte bu ağaç bundan çıkmış” diye Sâniinin o çamdaki gösterdiği bin mu'cizâtı inkâr eder misillü bâzı zâhirî sebebleri irae eder. Hâlık'ın ihtiyar ve hikmet ile işlenen pek büyük bir fiil-i Rubûbiyyetini hiçe indirir… Bâzan gayet derin ve bilinmez ve çok ehemmiyetli, bin cihette de hikmeti olan bir hakikata fennî bir nam takar. Gûya o nam ile mâhiyeti anlaşıldı, âdileşti, hikmetsiz, mânâsız kaldı.
İşte gel! Belâhet ve hamakatın nihayetsiz derecelerine bak ki: Yüz sahife ile târif edilse ve hikmetleri Beyân edilse ancak tamamıyla bilinecek derin ve geniş bir hakikat-ı meçhuleye bir nam takar; mâlûm bir şey gibi: “Bu budur” der. Meselâ: Güneşin bir maddesi, elektrikle çarpmasıdır. Hem birer irade-i külliyye ve birer ihtiyar-ı âmm ve birer hâkimiyyet-i nev'iyyenin ünvanları bulunan ve “Âdetullah” namıyla yâdedilen fıtrî kanunların birisine, hususî ve kasdî bir hâdise-i rubûbiyyeti irca' eder. O irca ile, onun nisbetini irade-i ihtiyariyyeden keser; sonra tutar tesadüfe, tabiata havale eder. Ebûcehil'den ziyâde muzaaf bir echeliyyet gösterir. Bir neferin veya bir taburun zaferli harbini, bir nizâm ve kanun-u askeriyyeye isnad edip; kumandanından, pâdişahından, hükûmetinden ve kasdî harekâttan alâkasını keser misillü âsi bir divane olur. Hem meyvedâr bir ağacın bir çekirdekten icâdı gibi, bir tırnak kadar bir odun parçasından çok mu'cizâtlı bir usta, yüz okka muhtelif taamları, yüz arşın muhtelif kumaşları yapsa; bir adam o odun parçasını gösterip dese: “Bu işler, tabiî ve tesadüfî olarak bundan olmuş.” O ustanın hârika san'atlarını, hünerlerini hiçe indirse, ne derece bir hamakattır. Aynen öyle de...

Yedinci Sual: Bu hâdise-i arziyye, bu memleketin ahâli-i İslâmiyyesine bakması ve onları hedef etmesi, ne ile anlaşılıyor ve neden Erzincan ve İzmir taraflarına daha ziyâde ilişiyor?
Elcevab: Bu hâdise, hem şiddetli kışta, hem karanlıklı gecede, hem dehşetli soğukta, hem Ramazanın hürmetini tutmayan bu memlekete mahsus olması; hem tahribatından intibaha gelmediklerinden, hafifçe gafilleri uyandırmak için, o zelzelenin devam etmesi gibi çok emârelerin delâletiyle bu hâdise ehl-i îmanı hedef edip, onlara bakıp namaza ve niyaza uyandırmak için sarsıyor ve kendisi de titriyor. Bîçâre Erzincan gibi yerlerde daha ziyâde sarsmasının iki vechi var:
Biri: Hatâları az olmak cihetiyle temizlemek için tâcil edildi.
İkincisi: O gibi yerlerde kuvvetli ve hakikatlı îmân muhafızları ve İslâmiyet hâmileri az veya tam mâğlub olmak fırsatıyla, ehl-i zındıkanın orada tesirli bir merkez-i faaliyet tesisleri cihetiyle en evvel oraları tokatladı, ihtimali var.
لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللَّهُ
سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَآ اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَآ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

* * *

freebot Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink) Alt 26-01-2008, 14:17
Hırslı 2de1'ci
 
freebot - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 23.07.2007
Mesajlar: 627
Rep gücü: 6
Rep derecesi: freebot Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
Risale-i Nur Külliyatı
Sözler
Ondördüncü Sözün Zeyli


بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
اِذَا زُلْزِلَتِ اْلاَرْضُ زِلْزَالَهَآ وَاَخْرَجَتِ اْلاَرْضُ اَثْقَالَهَا وَ قَالَ اْلاِنْسَانُ مَالَهَا يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَا بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحَى لَهَا الخ...


Şu sûre kat'iyyen ifade ediyor ki: Küre-i Arz, hareket ve zelzelesinde vahy ve ilhama mazhar olarak emir tahtında depreniyor. Bâzan da titriyor.
[Mânevî ve ehemmiyetli bir canibden, şimdiki zelzele münâsebetiyle altı-yedi cüz'î suale karşı, yine mânevî ihtar yardımıyla cevapları kalbe geldi. Tafsilen yazmak kaç def'a niyet ettimse de izin verilmedi. Yalnız icmâlen kısacık yazılacak.]

Birinci Sual: Bu zelzelenin maddî musibetinden daha elîm mânevî bir musibeti olarak, şu zelzelenin devamından gelen korku ve me'yusiyet, ekser halkın ekser memlekette gece istirahatını selbederek, dehşetli bir azab vermesi nedendir?
Yine mânevî cevap: Şöyle denildi ki: Ramazan-ı Şerifin teravih vaktinde kemâl-i neş'e ve sürur ile sarhoşçasına gayet heveskârane şarkıları ve bâzan kızların sesleriyle, radyo ağzıyla bu mübârek merkez-i İslâmiyyetin her köşesinde câzibedârane işittirilmesi, bu korku azabını netice verdi.
İkinci Sual: Niçin gâvurların memleketlerinde bu semâvî tokat başlarına gelmiyor? Bu bîçare müslümanlara iniyor?
Elcevab: Büyük hatâlar ve cinâyetler te'hir ile büyük merkezlerde; ve küçücük cinâyetler, tâcil ile küçük merkezlerde verildiği gibi; mühim bir hikmete binâen, ehl-i küfrün cinâyetlerinin kısm-ı âzamı, Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşre te'hir edilerek ehl-i îmanın hatâları, kısmen bu dünyada cezası verilir.(Haşiye)
(Haşiye): Hem Rus gibi olanlar, mensuh ve tahrif edilmiş bir dini terk etmekle, hak ve ebedî ve kabil-i nesh olmayan bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmadığından, zemin şimdilik onları bırakıp, bunlara hiddet ediyor.
Üçüncü Sual: Bâzı eşhasın hatâsından gelen bu musibet bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi nedir?
Elcevab: Umumî musibet, ekseriyetin hatâsından ileri gelmesi cihetiyle, ekser nâsın o zâlim eşhasın harekâtına fiilen veya iltizâmen veya iltihaken taraftar olmasıyla mânen iştirâk eder, musibet-i âmmeye sebebiyet verir.
Dördüncü Sual: Mâdem bu zelzele musibeti, hatâların neticesi ve keffaret-üz-zünûbdur. Mâsumların ve hatâsızların o musibet içinde yanması nedendir? Adâletullah nasıl müsaade eder?
Yine mânevî canibden elcevab: Bu mes'ele sırr-ı kadere taallûk ettiği için, Risâle-i Kader'e havale edip yalnız burada bu kadar denildi:
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لاَ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَآصَّةً yâni: “Bir belâ, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zâlimlere mahsus kalmayıp mâsumları da yakar.”
Şu âyetin sırrı şudur ki: Bu dünya bir meydân-ı tecrübe ve imtihandır ve dâr-ı teklif ve mücahededir. İmtihan ve teklif, iktizâ ederler ki, hakikatlar perdeli kalıp, tâ müsabaka ve mücahede ile Ebubekirler, Â'lâ-yı İlliyyîne çıksınlar ve ebûcehiller, esfel-i sâfilîne girsinler. Eğer masumlar böyle musîbetlerde sağlam kalsaydılar, Ebûcehiller aynen Ebubekirler gibi teslim olup, mücahede ile mânevî terakki kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozulacaktı.
Mâdem mazlum, zâlim ile beraber musîbete düşmek, hikmet-i İlâhîce lâzım geliyor. Acaba o bîçâre mazlumların rahmet ve adâletten hisseleri nedir?
Bu suale karşı cevaben denildi ki: O musibetteki gazab ve hiddet içinde onlara bir rahmet cilvesi var. Çünki o mâsumların fâni malları, onların hakkında sadaka olup, bâki bir mal hükmüne geçtiği gibi, fâni hayatları dahi bir bâki hayatı kazandıracak derecede bir nev'i şehâdet hükmünde olarak, nisbeten az ve muvakkat bir meşakkat ve azabdan büyük ve dâimî bir kazancı kazandıran bu zelzele, onlar hakkında ayn-ı gazab içinde bir rahmettir.
Beşinci Sual: Âdil ve Rahîm, Kadîr ve Hakîm, neden hususî hatâlara hususî ceza vermeyip, koca bir unsuru musallat eder. Bu hal cemâl-i rahmetine ve şümûl-ü kudretine nasıl muvafık düşer?
Elcevab: Kadîr-i Zülcelâl, herbir unsura çok vazifeler vermiş ve herbir vazifede çok neticeler verdiriyor. Bir unsurun birtek vazifesinde, birtek neticesi çirkin ve şer ve musîbet olsa da, sâir güzel neticeler, bu neticeyi de güzel hükmüne getirir. Eğer bu tek çirkin netice vücûda gelmemek için, insâna karşı hiddete gelmiş o unsur, o vazifeden men'edilse; o vakit o güzel neticeler adedince hayırlar terkedilir ve lüzumlu bir hayrı yapmamak, şer olması haysiyetiyle, o hayırlar adedince şerler yapılır. Tâ birtek şer gelmesin gibi; gayet çirkin ve hilâf-ı hikmet ve hilâf-ı hakikat bir kusurdur. Kudret ve hikmet ve hakikat kusurdan münezzehtirler.
Mâdem bir kısım hatâlar, unsurları ve arzı hiddete getirecek derecede bir şümûllü isyandır ve çok mahlûkatın hukukuna bir tahkirli tecavüzdür. Elbette o cinâyetin fevkalâde çirkinliğini göstermek için, koca bir unsura, küllî vazifesi içinde “Onları terbiye et” diye emir verilmesi ayn-ı hikmettir ve adâlet tir ve mazlumlara ayn-ı rahmettir.
Altıncı Sual: Zelzele, küre-i arzın içinde inkılâbat-ı mâdeniyyenin neticesi olduğunu ehl-i gaflet işaa edip, âdeta tesadüfî ve tabiî ve maksadsız bir hâdise nazarıyla bakarlar. Bu hâdisenin mânevî esbabını ve neticelerini görmüyorlar, tâ ki intibaha gelsinler. Bunların istinad ettiği maddenin bir hakikatı var mıdır?
Elcevab: Dalâletten başka hiçbir hakikatı yoktur. Çünki; her sene elli milyondan ziyâde münakkaş, muntâzam gömlekleri giyen ve değiştiren küre-i arzın üstünde binler envâ'ın birtek nev'i olan, meselâ sinek tâifesinden hadsiz efradından birtek ferdin yüzer a'zâsından birtek uzvu olan kanadının kasd ve irade ve meşiet ve hikmet cilvesine mazhariyeti ve ona lâkayd kalmaması ve başıboş bırakmaması gösteriyor ki, değil hadsiz zîşuurun beşiği ve anası ve mercii ve hamisi olan koca küre-i arzın ehemmiyetli ef'al ve ahvâli, belki hiçbir şeyi, -cüz'î olsun küllî olsun- irade ve ihtiyar ve kasd-ı İlâhî hâricinde olmaz. Fakat Kadîr-i Mutlak, hikmetinin muktezasıyla zâhir esbabı tasarrufâtına perde ediyor. Zelzeleyi irade ettiği vakit, bâzan da bir madeni harekete emredip, ateşlendiriyor. Haydi, mâdenî inkılâbât dahi olsa, yine emir ve hikmet-i İlâhî ile olur; başka olamaz. Meselâ: Bir adam bir tüfek ile birisini vurdu. Vuran adama hiç bakılmasa, yalnız fişekteki barutun ateş alması noktasına hasr-ı nazar edip, bîçare maktûlün büsbütün hukukunu zayi' etmek; ne derece belâhet ve divâneliktir. Aynen öyle de: Kadîr-i Zülcelâl'in musahhar bir memuru, belki bir gemisi, bir tayyaresi olan Küre-i arzın içinde bulunan ve hikmet ve irâde ile iddihar edilen bir bombayı, ehl-i gaflet ve tuğyânı uyandırmak için, “ateşlendir” diye olan emr-i Rabbânîyi unutmak ve tabiata sapmak, hamakatın en eşneidir.
Altıncı Sualin Tetimmesi ve Hâşiyesi: Ehl-i dalâlet ve ilhad, mesleklerini muhâfaza ve ehl-i îmânın intibahlarına mukabele ve mümânâat etmek için, o derece garib bir temerrüd ve acîb bir hamakat gösteriyorlar ki, insânı insânîyyetten pişman eder. Meselâ: Bu âhirde beşerin bir derece umumiyet şeklini alan zulümlü, zulümatlı isyânından, kâinat ve anâsır-ı külliyye kızdıklarından ve Hâlık-ı Arz ve Semâvat dahi, değil hususî bir rubûbiyyet, belki bütün kâinatın, bütün âlemlerin Rabbi ve Hâkimi haysiyetiyle, küllî ve geniş bir tecelli ile kâinatın heyet-i mecmuasında ve rubûbiyyetin daire-i külliyyesinde nev'-i insânı uyandırmak ve dehşetli tuğyanından vazgeçirmek ve tanımak istemedikleri kâinat sultanını tanıttırmak için emsalsiz, kesilmeyen bir su, hava ve elektrikten; zelzeleyi, fırtınayı ve harb-i umumî gibi umumî ve dehşetli âfâtı nev'-i insânın yüzüne çarparak onunla Hikmetini, Kudretini, Adâletini, Kayyumiyyetini, İrâdesini ve Hâkimiyyetini pek zâhir bir sûrette gösterdiği halde; insân sûretinde bir kısım ahmak şeytanlar ise, o küllî işârât-ı Rabbâniyyeye ve terbiyye-i İlâhiyyeye karşı eblehane bir temerrüd ile mukabele edip diyorlar ki: “Tabiattır; bir mâdenin patlamasıdır, tesadüfîdir. Güneşin harareti elektrikle çarpmasıdır ki, Amerika'da beş saat bütün makinaları durdurmuş ve Kastamonu vilâyeti cevvinde ve havasında semâyı kızartmış, yangın sûretini vermiş” diye mânâsız hezeyanlar ediyorlar. Dalâletten gelen hadsiz bir cehâlet ve zındıkadan neş'et eden çirkin bir temerrüd sebebiyle bilmiyorlar ki: Esbab yalnız birer bahanedirler, birer perdedirler. Dağ gibi bir çam ağacının cihazâtını dokumak ve yetiştirmek için bir köy kadar yüz fabrika ve tezgâh yerine küçücük çekirdeği gösterir: “İşte bu ağaç bundan çıkmış” diye Sâniinin o çamdaki gösterdiği bin mu'cizâtı inkâr eder misillü bâzı zâhirî sebebleri irae eder. Hâlık'ın ihtiyar ve hikmet ile işlenen pek büyük bir fiil-i Rubûbiyyetini hiçe indirir… Bâzan gayet derin ve bilinmez ve çok ehemmiyetli, bin cihette de hikmeti olan bir hakikata fennî bir nam takar. Gûya o nam ile mâhiyeti anlaşıldı, âdileşti, hikmetsiz, mânâsız kaldı.
İşte gel! Belâhet ve hamakatın nihayetsiz derecelerine bak ki: Yüz sahife ile târif edilse ve hikmetleri Beyân edilse ancak tamamıyla bilinecek derin ve geniş bir hakikat-ı meçhuleye bir nam takar; mâlûm bir şey gibi: “Bu budur” der. Meselâ: Güneşin bir maddesi, elektrikle çarpmasıdır. Hem birer irade-i külliyye ve birer ihtiyar-ı âmm ve birer hâkimiyyet-i nev'iyyenin ünvanları bulunan ve “Âdetullah” namıyla yâdedilen fıtrî kanunların birisine, hususî ve kasdî bir hâdise-i rubûbiyyeti irca' eder. O irca ile, onun nisbetini irade-i ihtiyariyyeden keser; sonra tutar tesadüfe, tabiata havale eder. Ebûcehil'den ziyâde muzaaf bir echeliyyet gösterir. Bir neferin veya bir taburun zaferli harbini, bir nizâm ve kanun-u askeriyyeye isnad edip; kumandanından, pâdişahından, hükûmetinden ve kasdî harekâttan alâkasını keser misillü âsi bir divane olur. Hem meyvedâr bir ağacın bir çekirdekten icâdı gibi, bir tırnak kadar bir odun parçasından çok mu'cizâtlı bir usta, yüz okka muhtelif taamları, yüz arşın muhtelif kumaşları yapsa; bir adam o odun parçasını gösterip dese: “Bu işler, tabiî ve tesadüfî olarak bundan olmuş.” O ustanın hârika san'atlarını, hünerlerini hiçe indirse, ne derece bir hamakattır. Aynen öyle de...
Yedinci Sual: Bu hâdise-i arziyye, bu memleketin ahâli-i İslâmiyyesine bakması ve onları hedef etmesi, ne ile anlaşılıyor ve neden Erzincan ve İzmir taraflarına daha ziyâde ilişiyor?
Elcevab: Bu hâdise, hem şiddetli kışta, hem karanlıklı gecede, hem dehşetli soğukta, hem Ramazanın hürmetini tutmayan bu memlekete mahsus olması; hem tahribatından intibaha gelmediklerinden, hafifçe gafilleri uyandırmak için, o zelzelenin devam etmesi gibi çok emârelerin delâletiyle bu hâdise ehl-i îmanı hedef edip, onlara bakıp namaza ve niyaza uyandırmak için sarsıyor ve kendisi de titriyor. Bîçâre Erzincan gibi yerlerde daha ziyâde sarsmasının iki vechi var:
Biri: Hatâları az olmak cihetiyle temizlemek için tâcil edildi.
İkincisi: O gibi yerlerde kuvvetli ve hakikatlı îmân muhafızları ve İslâmiyet hâmileri az veya tam mâğlub olmak fırsatıyla, ehl-i zındıkanın orada tesirli bir merkez-i faaliyet tesisleri cihetiyle en evvel oraları tokatladı, ihtimali var.

لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللَّهُ
سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَآ اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَآ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
* * *



freebot Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
Ege'de ardarda depremler Kr㣠Son Dakika Haberleri 0 30-12-2007 18:10
Depremler öncü mü? Kr㣠Son Dakika Haberleri 0 20-12-2007 20:39
Depremler - Deprem Nedir? sweet_ Coğrafya 0 12-10-2007 03:01
Isparta'da artçı depremler sürüyor Haberci Son Dakika Haberleri 0 31-03-2007 09:40
Ruhumdaki DepremLer ... WhirLpooL Paylaşmak İstedikleriniz 2 11-08-2006 02:07


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:22 .

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726